İçinde yaşadığımız kapitalist, tüketime dayalı, teknolojiyle o kadar iç içe ki artık teknolojiye boğulmuş ve hareket dahi edemeyen toplumun bir ferdi olarak bu kitabın, bizim yaşam tarzımızla zerre alakası olmadığını ve olamayacağını belirterek başlayalım. Hani arada, sırf ortamlarda farklı görünmek adına samimiyetsizce dile getirdiğimiz ama dilimizin ucuyla zikredip kendimiz de yapabileceğimize inanmadığımız doğal yaşamı tercih etme durumu, kitapta detaylı bir şekilde yansıtılıyor. Yine de olur da doğanın çağrısına kulak verecek oluruz, bu çağrıya uyacağımız çağ, anca emeklilik çağımızdır. Çünkü o zamana kadar biz bu düzenin verdiklerinden yüz çeviririz, düzen de zaten bizi, artık çürümeye yüz tutacak kadar kullanıp tüketmiştir. Peşimizi bırakır yani, biz onu terk ederiz gibi düşünmeyin.
Thoreau denilince genelde akla "sivil itaatsizlik" kavramı gelir ama bu kitapta bunun etkilerini pek görmüyoruz. Tamam, topluluk içinde yaşamı reddetmiş ve bir süre dahi olsa ormanda, Walden Gölü çevresinde yaşamış, kamu malını, karnını doyurmak ve barınmak için kullanmış ama, kitapta baskın bir direniş veya devletin, bu yaşam tarzına bir müdahalesinden bahsedilmiyor. Devlet görevlileri falan gelip de "burayı boşalt" demiyorlar, Thoreau da onları sopayla kovalamıyor yani.
Kitabın anlatımı güzel. Özellikle doğa ön planda olduğundan, tasvirler de gayet etkileyici. Anlatılan mekanın ortasına bırakıveriyor sizi satırlar. Yazar da sanki karşınızda oturup, size o yılların hikayesini anlatıyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz lakin çok konuşan insanları dinlerken olduğu gibi burada da, konuya olan ilginizi kaybedebiliyorsunuz. Bazı yerler sırf okumuş olmak için okunuyor yani. Bunda yazarın detaycılığının da etkisi yok değil. Bunun yanı sıra, sanırım kitabı yanlış bir zamanda okudum. Hani kitaba