The Four Horsemen 2

War

Laura Thalassa
Tahmini Okuma Süresi:
14 sa. 10 dk.
Sayfa Sayısı:
500
Basım Tarihi:
11 Temmuz 2019
Yayınevi:
Bağımsız Yayın
ISBN:
9781083038630
Ülke:
Amerika Birleşik Devletleri
Dil:
İngilizce
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·500 syf.··
2020 92. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2020 12:02
Mahşerin dört atlısı serisinin 2. kitabı ‘Savaş’ da bitti. Yoruma geçmeden önce serinin kapaklarının kitapta tasvir edilen atlılarla birebir aynı olmasının ne kadar süper olduğunu söylemek istiyorum. İçerikle alakasız bir sürü kapak gördükten sonra bu çok iyi geldi 🗡Miriam, Kudüs’te yaşayan, atlıların 13 yıl önce dünyaya inmesinden sonra ailesini kaybedince ok, yay, vb. silahlar yaparak geçinen bir kadın. War(Savaş) ve devasa ordusunun Kudüs’e varması ve herkese saldırmasıyla Miriam kendini dışarda bulur. Şehir yanıp kül olurken, askerler herkesi öldürmeye çalışırken genç kadın Savaş ile karşılaşır. Koyu kırmızı atı üzerinde, kırmızı deri zırhı, devasa kılıcı, uzun siyah saçları, sürmeli gözleri ve iri kaslı vücuduyla Savaş tam bir öldürme aracı gibidir. Ancak Miriam’ın boynundaki büyük yara izini görünce onu öldürmekten vazgeçen Savaş, kadını atına alır ve savaş kampına götürür. Çünkü Miriam onun Tanrı tarafından seçilmiş ‘karısı’dır. Miriam’a karşı akıl almaz bir nezaketle davranan bu adamın, şehirleri tek tek yok eden, askerlerinden kaçanları doğaüstü gücüyle dirilttiği ölülerle öldüren adam olduğuna inanmak çok güçtür. Miriam, önce arzu sonra da çılgınca olsa da aşk beslediği atlının aldığı canların acısını içinde taşır. Elinden gelen her şeyle insanoğluna yardım etmeye çalışsa da Savaş değişmedikçe kimsenin kurtulmayacağını anlar. 🗡İlk kitaba göre bunu daha çok sevsem de Savaş’ın yaptıklarını affedebilmek gerçekten çok zor. Sadece bir insana-karısı olduğu için- önem verip, diğer tüm insanları öldürmeye kararlı birini sevmek çok akıl almaz gelmişti başta. Ama yazar bir şekilde yine yaptı yapacağını ve o korkunç, eli kanlı adamı bana sevdirdi Savaş’ın da dediği gibi herkes pişman olabilir, değişebilir ve Mahşerin dört atlısından Savaş da bir insanda aşkı, özlemi,
WarLaura Thalassa · Bağımsız Yayın · 20197 okunma
7/10
·500 syf.··
2022 51. kitabı
The Four Horseman serisine ara vermeden devam ediyorum Pestilence’dan sonra beklentilerimin bir tık altında kaldı. Zaten normalde slow burn kurgulara zor tahammül ediyorum. Bu seride karakterler bir araya gelmeye başlasa bile kadın karakterin esas oğlana aşık olması açılması da uzun sürüyor. Hadi buna tamam diyelim. Burada slow burn haricinde bence kurguda ağırlık yapan gereksiz yan karakterler vardı ve sonunda bence çok da bir etki etmediler olayların gidişatına. Bunun dışında bir de önceki kitaptaki olayları andıran bir çok şey vardı yani yazar bu kitabı yazarken Pestilence’dan bayaa bir beslenmiş. Umarım diğer kitapta böyle olmaz. Kısaca konu ise; İnsanlığın sonunu getirmekle görevlendirilmiş The Four Horseman’dan biri olan War Kudüs’te ordusuyla birlikte hareket ederken Miriam Almahdy’le karşılaşıyor ve gördüğü ilk andan itibaren onun tanrı tarafından ona gönderilmiş eşi olduğu düşünüyor ve onu alıp kampına götürüyor. Miriam ise çetin ceviz bir kızımız. Defalarca kendi çapında baş kaldırıyor ve kaçmaya, ordaki insanlara yarım etmeye çalışıyor. Onun iyi kalbini gören War da zamanla değişmeye ve insanların diğer yüzünü görmeye başlıyor. Kitap henüz türkçeye çevrilmediği için yine ingilizce e-book olarak okudum ve dili diğer kitaptan daha hafifti diye düşünüyorum. Yani basitlik anlamında deği ama daha anlaşıllabilirdi. Bence bir şans verebilirsiniz.
WarLaura Thalassa · Bağımsız Yayın · 20197 okunma
10/10
·500 syf.··
2022 95. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2022 03:43
“My wife, you are everything I never knew I wanted.” Mahşerin dört atlısının ikinci kitabında bu sefer ana karakter olan atlımız War yani Savaş. Miriam Kudüs’te yaşayan ailesini kaybetmiş genç bir kadın. Bir gün War’ın Kudüs’ü işgal edip herkesi öldürmeye gelmesiyle kendini bir anda savaşın ortasında daha sonrasında da War’ın kampında buluyor. War, Miriam’ı ve boğazındaki yarasını ilk gördüğü andan beri onun kendisine Tanrı tarafından gönderilmiş karısı olduğunu düşünüyor. Ve onu kampına alıyor. Bu şekilde şehirleri işgal edip insanları öldürmeye devam ederken ikilimiz haliyle yakınlaşıyor tabi ki. Bu vahşi kıyıma kayıtsız kalamayan Miriam en sonunda War ile bir anlaşma yapıyor. Ve işler asıl burdan sonra karışmaya başlıyor. Fiziksel yakınlığın, duygusal getirileri de olmaya başlayınca Miriam kendini nasıl bu kadar vahşi ve zalim birine duygular besleyebildiği konusunda sık sık sorguluyor. Sürekli birbirlerini kaybetmenin eşiğine geldiklerinde artık duygularını da inkar edemiyorlar ve birbirlerine teslim oluyorlar tabi. War’ın Miriam için değişmesini, her seferinde küçük şeylerden de olsa fedakarlık etmesi, yeri geldiğinde ona ters olsa bile hayatları bağışlamasını okumak çok güzeldi. Miriam’ın güçlü duruşu, inadı ve istediklerinden vazgeçmemesi de onu sevdiğim karakterlerden yaptı. Sonlara doğru nihayet birbirlerini kabul etmişlerken ve her şey yolundayken ihanet öyle bir yerden geldi ki bi an şaşırdım. O kayıp ve çaresizlik, fedakarlık çok güzel anlatılmıştı. Sonunda tabi ki aşk her şeyin, görevlerin bile üstünden geldi. Bir atlımız daha insanlığın kurtarılmaya değer olabileceğine karar verdi. War her ne kadar sevdiğim bir karakter olsa da hala favorim Pestilence.
WarLaura Thalassa · Bağımsız Yayın · 20197 okunma