Yabancı, bir anı. Ancak arka kapakta yazıldığı gibi bu gerçek bir hikâye mi, bununla ilgili bir muğlaklık yaratmaya çalışmış yazar. Bence çok başarılı olamamış ama, zira kitabın sadece en başında ve en sonunda bunun bahsi geçiyor, kitap boyunca ise beklentimin aksine ne hafızayla ilgili bir oyun, ne de bu muğlaklıkla ilgili doğrudan ya da üstü örtük bir parça var. Kitapla ilgili ilk hayal kırıklığım bu.
Anlatıcı, hayatında iz bırakan, onun bugünkü halini şekillendirdiğine inandığı olayları, hayatının önemli noktalarını deneme gibi parça parça yazılarla anlatıyor. Önce kısmen kronolojik bir sıradan bahsedebiliriz. Hem anne hem baba tarafından büyükanne ve büyükbabalarının hikayelerini, doğup büyüdükleri yerleri anlatıyor. Ailede ABD’ye göç etme hikayesi de var; o nedenle bir noktada kimlik, aidiyet, yabancılık ve göç temalarında geziniyor anlatıcı, ki benim kitapta en çok ilgimi bu kısım çekti. Yine sağır bir anne ve babanın çocuğu olan anlatıcı, iletişim, dil, çeviri için de bir bölüm ayırmış. Kitabın ilerleyen kısımları ise aşk, sağlık, para gibi belirli başlıklar altında devam ediyor: Anlatıcı kendince hayatı konulara ayırmış. Mesela Sağlık bölümünde ailede yaşanan sağlık sorunlarını anlatıyor. Ben bu yöntemi çok basit buldum açıkçası. İlaveten zaten kitabın ilk kısımları nispeten iyi olmakla beraber, geneli çok dağınık, devamında da bu şekilde başlıklar altında toplama çabası sanki aklına geleni oturup yazmış da sonra bunları bir nebze düzene koymaya çalışmış ama hani pek de olmamış hissi veriyor. Ayrıca özellikle Aşk bölümü olmak üzere, çok klişe ve yüzeysel tespitler, yer yer de kişisel gelişim kitaplarındaki kalıp cümleler ya da aforizmalarla verilmiş.
Aile, göç, yabancılık, aidiyet, kimlik ve hafızayla ilgili bir kitap bu ve bunların tümü benim okumaktan