Nazi Almanya’sı dönemini en iyi anlatan kitaplardan biri olarak biliniyor “Yalancı Jakob”. Sihri, o gettolardan geçmiş, yaşananlara birebir tanık olmuş yazarından geliyor.
Önce kısaca Jurek Becker’den bahsetmem lazım bu kitabı daha iyi yorumlayabilmek için; zira kitabı etkileyici kılan ögelerden biri olan, gettoda yaşayan, ancak olayların hepsine birebir tanık olmayan dış anlatıcı rolü Becker’i işaret ediyor.
Polonya asıllı Alman yahudisi bir ailenin çocuğu Jurek Becker. Doğum yılı getto kayıtlarına 1937 olarak geçse de muhtemelen birkaç yıl daha önce doğmuş, zira Polonya’nın işgali ardından Lodz gettosuna sürülen ailesinin yanında kalabilmesi için yaşı olduğundan büyük kaydedilmiş. Küçük çocuk ve bebeklerin gettoya alınmadığını, ailelerinden koparılıp yurtdışına gönderildiklerini not olarak düşelim; ailesi Jurek’ten ayrılmamak için böyle bir yol bulmuş. 1944’e kadar gettoda bir arada direnmeyi başaran aile 1945’te parçalanmış; Jurek annesi ile birlikte önce Ravensbrück, sonra Sachsenhausen ve Königs Wusterhausen kamplarına gönderilmiş. Annesi yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetmiş, küçük Jurek direnmiş ve 1945te Kızıl Ordu tarafından kurtarılmış. Yardım kuruluşları sayesinde babasına kavuşabilmiş ve tüm akrabalarını kaybeden baba oğul savaştan sonra Doğu Berlin’e yerleşmiş.
Okuluna devam eden ve film senaristi olarak çalışmaya başlayan Jurek Becker’in ilk büyük senaryosu 1968 tarihli “Yalancı Jakob”. O dönem film stüdyosu tarafından beğenilmeyen bu senaryo 1969’da roman olarak yayınlanmış ve 1971’de Jurek Becker’e “Heinrich Mann” ödülünü getirmiş. İzleyen dönemde biri Doğu Almanya, biri ise USA’de olmak üzere toplam iki kez filme uyarlandığını da söyleyelim.
Hikaye, Berlin’deki Yahudi gettosunda geçiyor. Anlatıcımız gettoda yaşayan ama olaylara çoğunlukla