Yalnız Adam

8,0/10  (2 Oy) · 
5 okunma  · 
4 beğeni  · 
196 gösterim
Bir zamanlar Bask bölgesinin bağımsızlığı için mücadele eden ETA'nın militanlarından olan Carlos, geçmişin üzerine bir sünger çekip Barcelona'da bir otel işletmeye başlamıştır. İspanya'da gerçekleştirilen dünya kupası bağlamında Polonya ulusal futbol takımı otelinde konaklamaktadır. Bu esnada otelinde saklanan iki örgüt militanı Carlos'u geçmişine götürecek, Polonyalıların korunması ulusal bir meseleye dönüşecektir. Bernardo Atxaga polisiye öğeler barındıran bu romanında baş kahramanını, yaşayanların ve ölülerin seslerinin ortasında varoluşun sorgulandığı bir oyuna sokuyor.

"Küba'da hatalar vardı, evet, ama sistem gerçekten önemli ihtiyaçları karşılıyordu. Oysa şimdi meseleyi çok farklı bir biçimde görüyorum. Sosyalizm ya da devrimci herhangi bir başka hareket, sadece gerçekten önemli olan ihtiyaçlara cevap veriyorsa hiçbir şey yapmıyor demektir. Önemsiz olan şeyleri, gelgeç hevesleri ve diğerlerini de karşılaması gerekir. Eğer bunu yapamıyorsa yok olmuş demektir ve varlığını sürdüremez."
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2016
  • Sayfa Sayısı:
    370
  • ISBN:
    9786059691192
  • Çeviri:
    Ayfer Teker Garcia
  • Yayınevi:
    Aylak Adam
  • Kitabın Türü:
Meltem Tekeli 
18 Oca 00:57 · Kitabı okudu · 8 günde · 8/10 puan

Bazı kitapları bitirip kapağını kapatınca koşa koşa yazarı bulasım ve "yani noldu şimdi? Sen bunu burada bu şekilde bitirdin ya mutlu musun?" Diye sorasım geliyor. Yahu zaten bu uzun macerada Carlos ile birlikte sürekli tetikte beklemiş, heyecandan ne yapacağımı bilememiş, neler olacağını görmek için kıvranmış durmuşum. Güç bela gelmişim o güne. Ama sonuç ne oldu şimdi? Hangisi gerçekti, nereye kadar yanılsama idi? Hadi bir de uzun bir süre bunu düşünüp dur bakalım diyor yazar. "Nasıl bir oyun oynadım sana, görüyorsun!" Diyor tüm Küçük Prens tavrını takınarak.

İşte bazı kitaplar beni çok sinirlendiriyor. Bir de kendimi sorgulatma kısmı var ki hiç sormayın. Ahlâkî değerlerimiz ne kadar sağlam? Her durumda hep aynı tepkileri mi veririz yoksa istisnalar uygular mıyız? Mesela; karıncaların ölümüne bile razı olmayan ve köpeklerine müthiş bir sevgi besleyen bir adamın eski bir örgüt üyesi olduğunu, hapisten af yardımı ile çıkabildiğini; bir de yakın zamanda bir çocuğun ölümü ile sonuçlanan bir olaya karışan örgüt üyelerine yardım ettiğini tahmin edebilir misiniz? Aynı kişi olabilir mi cidden? Ve bu durumu sadece ucu kendilerine zarar verebileceği için karşı çıkan insanlar ile çevrili olduğunu düşünün. Bir de o grup içinde ilişkiler boyutu var ki, kimseye garip gelmese de benim kabullenemediğim. Her neyse, muhtemelen hemen hemen herkes teröristlere yardım eden bu adama bir nefret besleyecektir. Peki ama bir yolculuğa çıktığınızı ve bu yolculuğu tam da o adamın zihninde tamamladığınız düşünün. Üstelik öyle kalabalık ki orası! Carlos'un agresif tarafını yansıtan Fare, sadakati ve örgüt kurallarını hatırlamasını sağlayan Sabino, her ne kadar dünyaya farklı pencerelerden bakıyor olsalar da vazgeçemediği abisi ve bazı diğer sesler. Hepsinin tek amacı var; zor durumlarda Carlos'a yardım edebilmek. Tabii farklı stratejiler ile. Yolculuğun sonu ise Stockholm sendromu gibi bir şey. Sevmiyorsunuz belki ama sinirlenemiyorsunuz da.

Aslında anlatmaya çalıştığım şu, tüm olaya tek taraflı bakınca her şey ne kadar da değişiyor. Bu da bana biraz günümüz medyasını düşündürüyor. Aslında hayatın her alanı böyle. Sadece Carlos'un zihninde iken, bütün yaptıkları iyilikten ibaretmiş gibi görünüyor ve kurtulabilecek mi diye heyecanlanabiliyorsunuz. Oysa ne olursa olsun işin ucunda teröristler var! Ama o eylemde ölen çocuğun ailesini hiç görmez hatta ismini bile duymazsanız o bir sayıdan ibaret olur yalnızca. İşte insanlığımızın zayıf noktası. Her şeyi kabullenmeye ne kadar da meyilliyiz. Yeter ki açı doğru olsun.

Bu arada kitap hakkında yeterince ipucu verdiğimi düşünüyorum. İşin içine idealler, sosyalist, kapitalist düşünceler ve varoluşsal tartışmalar da giriyor fakat yüzeysel boyutta. Fakat bütün bunlar asıl kahramanımızın zihninde dönüp duran sesler ile sağlanıyor tabii. Çünkü bir zamanlar aynı yolu yürüdüğü dostlarının kendilerince farklı yolları, dertleri var artık. Zihni bu kadar kalabalık ise mümkün olabilirdi sanırım bu kadar yalnız olmak da.