"YANIK İZİ"
"Her defasında bu son dediğim başa sarmalarım yine aynı yerde takılı kalıyor. Nefes almak zor geliyor o anlarda" bu anları her birimiz farklı temalar çevresinde yaşamıyor muyuz?
"Acılarımızı, bir hamal gibi son nefesimizi verene kadar ruhumuzda taşıyoruz."
Hayat, bir karşılaşmalar zinciri. Her gün yeni bir yüz, yeni bir söz, yeni bir dokunuş giriyor dünyamıza. Bazıları kısa süreli bir esinti gibi geçerken, bazıları içimize işleyen bir fırtına gibi kalıyor. İşte bu yüzdendir ki her insan, ruhumuzda bir iz bırakıyor. Kimi silik, kimi derin… Tıpkı bir yanık izi gibi.
Bu izler bazen görünmez olur, bazen ise yıllar sonra bile hâlâ hissedilir.
Nasıl ki fiziksel yanıkların dereceleri varsa, ruhumuzda oluşan yanıkların da kendi içinde bir ağırlığı, bir şiddeti vardır. Kimi insanlar kısa süreliğine girer hayatımıza, hafif bir sızı bırakır ve geçip gider. Ama bazıları vardır ki, onlar ruhumuzda derin bir yara açar. Kapanması zaman alır, sancılıdır, belki de geçmeyecekmiş gibi gelir. Ama geçer… Acının ilk hâli, zamanla yerini kabullenişe bırakır. Ve bir sabah uyanırız ki o yanık artık canımızı yakmıyordur.
Çünkü insan, iyileşmek için yaratılmıştır.
Geçmez sandığımız duyguların bile bir günü gelir, hafiflediğini fark ederiz. İlk zamanlarda baktığımızda içimizi dağlayan o izler, zamanla silikleşir. O izlere aynı gözle bakmayız artık. İlk hissettiğimiz sızı yerini dingin bir sessizliğe, bir anlayışa bırakır.
Yanık İzi, adının hakkını verircesine, insanın iç dünyasındaki yangınlara temas ediyor. Ancak bunu öyle ağır, yıkıcı bir dille değil; aksine şefkatli, sakin, içten ve duru bir üslupla yapıyor. Bizi yormuyor, aksine içimize doğru bir pencere aralıyor. Kendimizle baş başa kalmamız için bir alan açıyor. O pencereyi araladığımızda ise; gidenleri, kalanları, yarım