Türk okuyucu bu konulara gizli bir çekimle bağlı. Çok okuyoruz bu tarz kitapları, okuduktan sonra da aman şöyle ayıp aman böyle sapıklık diye dert yanıyoruz.
-mümkün olduğunca ne olduğunu anlatmasam da bence spoilerlı bir inceleme oldu hafiften.-
Böyle bir türe göre bence olabildiği kadar normal bir kitap. Evet, oğlunun tanıştığı kız arkadaşına derin bir tutkuyla bağlanan bir adamın hikâyesini onun bakış açısından anlatıyor eser ve evet ahlâki açıdan büyük problemleri var abinin. Hatta Anna'ya yaklaşımı da aşırılıklara sahip. O açıdan da ofsayt yani. Demek istediğim, patolojik bir vakayla karşı karşıya olduğumuz yadsınamaz bir gerçek ama kitabın amacı hadi adamı ayıplayalım değil.
Stephen'ın tüm imkânsızlıklara rağmen duyduğu derin tutkuyu irdeleyen bir kitap bu. Baktığınız zaman kendinin bile anlamlandıramadığı bir çekim söz konusu. Bu çekim, bu tutku için ailesini, emek emek zirveye taşıdığı kariyerini, lüks yaşam dairesini, kısacası her şeyi hiçe sayan bir adam var ortada. İşler kötü giderse olabilecekleri göze alamayacak gibi olsa bile Anna'yı gördüğü, düşündüğü anda her şey siliniveriyor Stephen'ın gözünden. Belki tek hesaplayamadığı ise, işlerin beklediğinden bile daha kötü bir yere gidebilecek olması.
Aslında Anna öyle inanılmaz güzel bir kadın olarak bile tasvir edilmiyor. Aşırı problemli bir çocukluk, yine Steph gibi tutkularının peşinden gitmekten gocunmayan, risk alan bir kadın. (Steph'in oğlu)Martyn'den de büyük. Bakıldığı zaman ben Anna'nın ne Martyn'e ne de Stephen'a uygun biri olmadığını görüyorum. Hatta konu uygunluksa Stephen bir adım öne bile geçebilir. Anna'nın bir aurası olduğu ise kesin. Martyn bile, sarışın kızlara meraklı bir şıpsevdiyken, Anna'dan sonra değişiyor.
Tabi istediği kadar uygun olsunlar, Stephen evli, koca bir adam. Arada yirmi