Adı:
Yol Düşleri
Baskı tarihi:
Temmuz 2014
Sayfa sayısı:
72
ISBN:
9786053260219
Kitabın türü:
Yayınevi:
İz Yayıncılık
“Cemal Şakar’ın öykülerinde anlatım tekniği olarak fantastik yapı, rüya ve sesler dolayısıyla belirir. Yol Düşleri’nde, şehre alışmak zorunda kalan bireyin öyküsünü anlatan “Sır”, otel odasında kalan gencin, garip bir sesin peşine düşmesini anlatır. Nitekim aynı birey, “Ses” öyküsünde, rüya ve geçmişe dönüş fantastiğiyle aradığı sesle buluşur. Sesin sahibi, ölümün eşiğinde bulunan ve hikmetler söyleyen birisidir. Ancak bu yapı tasavvufi, metafizik, sezgisel bir geçiştir ve rüya hâline denk gelişi, fantastiğin bizim tanımladığımız kararsızlıkla yerleştirilecek biçiminin dışındadır...” diyor, Ertan Örgen.
Düş; Yola çıkarken hayalini kurduğumuz ne varsa o mu? Yoksa kana bulanan dizimize bakarken söylediğimiz bir söz mü?

Düş, düşmek zaten. Düşe düşmek. Her düşüş beraberinde bir sırrı getirirse hayatımızın sonuna kadar o sırrın neye dönüşeceğini mi bekliyor olacağız? Diyelim bekledik, beklemeleri severek. Sırrı sese dönüştürmeye çalışmak mı tüm bu beklentiler, bu bekleyiş sese ulaşmak için mi? Peki yok mu bu sırrı bilen. Sen, ben bilmesek de yok mu?

Sorularla cebelleşiyorum. Çünkü daha ilk öyküde bir soru girdi zihnime ; ‘’Yordamlarıma güvenebilir miyim? ’’Yordam değil mi ki bir ihtimal ve ihtimaller değil mi ki güveni zedeleyen hafif şiddette artçı sarsıntılar? Yazılanların her biri ihtimaller penceresinden baktırırken ışık mı karanlığı bölen yoksa karanlık mı ışığı yutan ayrımına çoğu zaman varamıyoruz. Sorular karanlığa tutunarak yeni yeni sorular doğururken karanlığın sessiz soluğunun doğurgan olduğuna ikna olmaya başlama zamanımızın geçtiğini düşünmek sadece bu satırlara mahsus mu kalacak?

Yollar diyor yazar, yollar yürüyelim diye kalbimizi dürter. Karanlıkları yararak yürümenin, bedeninden soyunup seni senden çıkaracağına inandırmak mı amacı? Dipsiz gece, kendimizi nefesimizden bulalım diye var edilmiş olmasın sakın? Karanlığın, kalbimizin karartısını alıp götürmek için yaratılmış bir nimet olduğunu anlamak mı karmaşık olan? Okumak bahşedilmiş engin insan, geceyi gerçekten kavrayabildi mi?

Tüm sorular peşin sıra gelirken hayat gerçek/ten bir masal mı? Herkesin, birileri öyle derlerdi dediği, bir var bir de bakmışsın yok olan bir masal. Uzakları anlattılar, ulaşılamaz uzaklardan bahsettiler hep. Meğer içimizmiş o uzaklar. Karanlık diye korkup girmediğimiz başka başka zamanların peşine düştüğümüz uzaklar.

Sorular soruları doğurdu. Başlangıcı gündüzler, sonları gece olan bir sürü düş gördürdü okurken. Düştüğün düşten kalk, silkelen dedi sonra. Kalktım, dizlerimi sildim. Yolculuğumda istikametim değişir sandım.
Yolum doğru, ben yanlışmışım.
Kendimi yanıltmışım…
Ben nereye gidersem gideyim içimdeki sıkıntıyı, yere göğe sığmazlığımı da oraya taşımayacak mıydım?
Belki ben göğsümün daralmasıyla varım.
İçinde bulunduğum mekanda ve zamanda kendimi arıyorum. Binlerce yıl öncesini; sözden önceki sesi, sesten önceki sükutu ve binlerce yıl sonrasını; sükuttan sonraki sesi, sesten sonraki sözü, sözden sonraki olayları hep bir anda yaşıyordum.
Her şeyi geride bırakıp birine gitmek ya da her şeyi geride bırakıp size geleceğine emin olduğunuz insanların olduğunu bilmek hayatı yaşanır kılar.
Hep bir yerlere gitmeyi, en azından gidebilmeyi düşlerken, bir gün olası geriye dönüşlerin korkusunu duymaya başladığımda sen girdin yolculuklarıma.
Olası çıkmazları yaşamaktansa ya da nasılsa gidemediğim, gidemeyeceğim bir yerlere yürümeye çalışıp ömrümü tek başıma tüketmektense seninle olmamı önerdin.
Sen, bana bu küçük kentte de yaşanabileceğinden, buranın asudeliğinde umulmadık, beklenmedik bir zamana ertelediklerime başlayabileceğimden; şimdiye dek gitmelerimde, gidememelerimde kurup durduğum yolculuklarımda hep kendi kendimle karşıya gelmeye korktuğumdan; oysa küçük ilişkileriyle, daracık kalıplarıyla, hep kendi üstüne kapanan bu taşra kentinde ertelediklerime başlayabileceğimden; bir günün ya da uzun bir gecenin tersine tersine gitmemdeki umutsuzluktan söz ettin.
Ben, insanın kendi serüvenini tüketip yeniden üretmeye çalıştığı hikayesini bir başkasıyla hem de küçük bir kentte, sadece kendilerine ait bir eviçinde, çörek kokuları, saksı çiçekleri arasında nasıl paylaşabileceğini bilmiyordum. Kendimi bir araya getirememekten; bir uzak düşe, bir türlü tüketilmemiş eski beraberliklere dağılmış yüreğimden, durmadan yeni yeni gitmeler üreten beynimin çağrısından, çağrışımlardan, eşyaların hesaplanamayan zamansız göndermelerinden korkuyordum.
Sustun.
Sözcükler hiçbir zaman demek istediklerimize, söylemek isteyebileceklerimize yardımcı olmadılar.
Gitmek bulmak mıdır? Aranan bir sözcük müdür? Sözcük herkesin duvarına astığı simli, sırmalı mahfazanın içinde midir? Kitap cevap mıdır?
Ben hep hayatla aramdaki engellerle savaştım. Ama onlar hep oldular. Sonraları onları sevmekten korktum, kapıyı vurdum ve çıktım: Sevmekten yana korkularım vardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yol Düşleri
Baskı tarihi:
Temmuz 2014
Sayfa sayısı:
72
ISBN:
9786053260219
Kitabın türü:
Yayınevi:
İz Yayıncılık
“Cemal Şakar’ın öykülerinde anlatım tekniği olarak fantastik yapı, rüya ve sesler dolayısıyla belirir. Yol Düşleri’nde, şehre alışmak zorunda kalan bireyin öyküsünü anlatan “Sır”, otel odasında kalan gencin, garip bir sesin peşine düşmesini anlatır. Nitekim aynı birey, “Ses” öyküsünde, rüya ve geçmişe dönüş fantastiğiyle aradığı sesle buluşur. Sesin sahibi, ölümün eşiğinde bulunan ve hikmetler söyleyen birisidir. Ancak bu yapı tasavvufi, metafizik, sezgisel bir geçiştir ve rüya hâline denk gelişi, fantastiğin bizim tanımladığımız kararsızlıkla yerleştirilecek biçiminin dışındadır...” diyor, Ertan Örgen.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Hatice Aci
  • Mesut
  • Melike
  • İbrahim Demiroz
  • Tuğçe t.
  • Emre

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%75 (3)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0