Yozlaşma, olumsuzluğun, acının, kötülüğün, yanlışın, çirkinliğin nedenini, kaynağını ve sonucunu açıklamak için kullanılabilecek bir kavram.Yozlaşma, özünden uzaklaşma, daha önce var olan özelliklerinden kopma, özelliksiz, deyim yerindeyse, “ne idüğü belirsiz” bir duruma gelmektir. Yoz olan şey özelliksiz, niteliksiz demektir. Yozlaşma, çürümedir. Yozlaşan, yani çürüyen, bozulan, iyi özelliklerini yitiren bir şey artık bir işe yaramaz, işlevlerini gerçekleştiremez duruma gelir. Daha kötüsü, işe yaramazlığın ötesinde, yozlaşma, kabalığın, bayağılığın, kötülüğün, verimsizliğin, geri kalmanın, acıların nedenidir.
Yaşadıklarımıza dönüp baktığımızda, her gün, her an gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız şiddet, cinayetler, savaşlar, kabalıklar, vahşetler, canavarlıklar, sevgisizlikler, ötekileştirmeler, gerilikler, hırslar tam da bir yozlaşmayı ifade etmiyor mu? Bir bozulmayı, insanlıktan çıkmayı, insani özden uzaklaşmayı, insani nitelikleri yitirmeyi, köksüzleşmeyi, yozlaşmayı anlatmıyor mu tüm bu kötülükler ve gerilikler?
Yazar,öykülerinde sıradan durumlarda sıradışı ayrıntılar yakalayıp sarsıcı bir atmosfer kurmayı başarıyor.Kısmen unuttuğumuz ama yabancısı olmadığımız hassasiyetleri, tanıdık bir ses ve ahenkle anlatırken biz, kendimizi buluyor; bu topraklara özgü, âşinası olduğumuz bir atmosferle karşılaşıyoruz. Öyküler boyu, bazen geçmişe gidip çocukluğun büyülü, masalsı dünyasında yaşıyor, bazen de günümüze, günümüz insanının duygu ve düşünce hâllerinin izini sürüyoruz.İnsana dair duyguların derinliğindeki öyküler oldukça etkileyici ve sarsıcıydı.Üslubu akıcı ve sade, öykülerde tanıdık yüzler görebilme ihtimali çok yüksek. Her bir öykü genişleyip romanlaşacak kadar sağlam bir kurguya sahip.Yazar,resmen insan ruhunun derinliğine ayna tuttuyor ve gerçeğe bu aynadan