Yaşlı bir Amerikalı profesör ile çocuğu yaşındaki karısı, kendilerini Latin Amerika’nın gizemli ortamında gelişen bir öykünün içinde bulurlar. Genç ve yakışıklı Grove ve güzel metresi Luchita’yla tanıştıktan sonra profesör ile karısının dingin yolculuğu, yerini anlaşılmaz olaylarla dolu bir serüvene bırakır. Görünüşte rastlantısal olan bu tanışma, romanın baş kişilerinin hayatını tümüyle değiştirir, beklenmedik bir sona ulaştırır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan edebiyatının seçkin adlarından Paul Bowles’un en nitelikli romanı olarak tanımlanan Yükseklerde, baştan sona şaşırtmacalarla dolu, sürükleyici bir serüven.
Yazar mekanı bir karakter olarak işlemiş. İlginç çiftin ilişkilerindeki çarpıklıklar, Latin Amerika’nın sıcağı, boğucu havası ve tropik ortamıyla iyice kasvetli bir hale geliyor. Öyle ki okurken sizde roman karakterleri ile birlikte sıcaktan boğulup, nefes alamıyorsunuz. Her şey bir tesadüf gibi gözükürken, rastlantıların sonu gelmezken kendinizi bir anda ince ince motif gibi işlenmiş bir planın içinde buluyorsunuz. Ve olayları anlayıp, çözmeye çalışırken şaşırtıcı bir sona ulaşıyorsunuz.
Kitabı okurken aklınıza ister istemez Latin Amerika'da geçen Yüz Yıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk, Tarçın Kokulu Kız gibi kitaplar geliyor. Gözünüzün önüne ise Evita, Motosiklet Günlüğü, Örümcek Kadının Öpücüğü gibi filmler geliyor. Ama nedense özellikle boğucu sıcakların anlatıldığı bölümlerde benim gözümün önüne; uçak kanadının gölgesine uzanmış, şapkasını yelpaze gibi kullanan "Mister No" geldi. Kendisi en sevdiğim karakter, favori çizgi romanımdı.
Sıcaktan bayılıp, karakterleri tanıyıp, olayları anlamaya çalışırken, tenis topu gibi şoktan şoka giriyor, bir bilinmezden bir anlaşılmaza sürükleniyorsunuz. Her şey ağır çekim film gibi hareket ederken, zaman