Nasıl Ölünür
Nasıl ölünür bilemiyorum ama öldükten sonra geride ne bıraktığımıza dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Émile Zola bu düşünceden çok ölen insanların geride hiç bir şey bırakmadıklarını ve genelde sefalet içinde kaldıklarını göstermiş. Natüralizm akımının öncüsü olan Zola bu kitabında beş farklı ölümün detaylarını anlatıyor.
I-İlk öyküde bir birlerine pekde sadık olmayan eşlerin ölüm anında yakınlaşmalarını anlatıyor.
II- İkinci öyküde cimri bir annenin ve bir o kadar hayırsız evlatların anneleri ölürken bile miras davasına düşmelerini ve annelerinin ölürken duyduğu son sözün bu olması anlatılıyor.
III- Üçüncü öykü çok tanıdık, yıllardır çalışıp emekli olunca rahat bir hayat süreceklerini düşünen ticaretle uğraşan ailenin başına gelen olayı anlatıyor.
IV- Dördüncüsü aralarından en çok üzüldüğüm oldu açlıktan ve fakirlikten ölen bir çocuğun yaşamını anlatıyor.
V- Son olarak beşincisi yıllarını toprağa vermiş bir adamın bir anda çöküp ailesi tarafından yok sayılarak ölümünü anlatıyor.
Can yayınlarının kısa klasikler serisinden olan öykü kitabı okuması kolay ve bir o kadar da düşündürücü bir kitap. Hayatımızın bir gerçeği olan ölümü her ne kadar görmezden gelsekte Zola bize bir kaç örneğini yazarak hatırlatmış. Okurken ben nasıl ölürüm düşüncesinden çok ne bırakırım diye düşünmenizi tavsiye ederim. Çok güzel bir alıntı var kitapta şöyle diyor Zola;
“Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Tabutların üzerinde insanlar dövüşür.”
İçerisinde sekiz ayrı hikaye (Livaneli hikaye demeyi daha köklü ve bizden olduğunu dile getirdiği için hikaye demeyi tercih ediyorum) bulunan bu eserde Livaneli bir sürgün hikayesini göç yaşantısının ve iç dünyasında yaşanan savaşları ele alan bir birinden bağımsız hikayeler bütünü okuyoruz.
Zülfü Livaneli 1971 yılında darbe sonrası yaşamış olduğu haksızlıkla girdiği cezaevinde ve sonrasında kaçıp gittiği isviçre döneminden etkilenerek dönemin en büyük sorununu 1978 yılında bu eseri kaleme alarak bizlere gösteriyor.
Kitabın ilk sayfalarında “Bu öykülerdeki kişiler gerçek yaşamdan alınmamıştır.” Şeklinde bir not düşülmüştür. Bunun sebebini kitabın sonunda yapılan söyleşide sorulduğunda kendisi çok güzel yanıtlar veriyor. Etkisinde kaldığı yılları ve kişilerin olduğunu fakat kendisinin müzisyen olarak tanındığını ve okurların yazarın hayatı olduğunu düşünmemeleri için ufak bir not düştüğünü dile getiriyor ve ünlü filozof Ortega’nın “Ben kendimim ve çevremin toplamıyım “ sözleriyle daha net ifade ediyor.
Kitabın ismimin ise ünlü yazar Yaşar Kemal’e ait olduğunu söylüyor. Kendisi Arafat yerine Araf olsa daha iyi olacağını söylediğinde Yaşar Kemal “Halk ‘kaldım arafatta’ der yanlış bile olsa güzeli budur “ der.
Ben bu eseri okuduğumda insanlar üzerinde büyük etkisi olacağını, ne olursa olsun göç, sürgün ve kaçmanın hiç bir şekilde çözüm olmadığını anlayacaklarını düşünüyorum içimizdeki sorun hep bizlerle kalacaktır unutmamak gerek. Okurken çok keyifle okudum umarım sizlerde okur ve beğenirsiniz. Huzurlu ve sağlıklı günlerde okumanız dileğiyle
M.Ö. 400’lü yıllarda, yani bundan yaklaşık 2400 yıl önce hocası Sokrates’in ölümünden sonra Platon tarafından yazılmış olan bu savunma güncelliğini koruyan hukuk tarihine geçmiş çok özel bir eser olmuştur.
Sade ve açıklayıcı olan anlatımı ile Platon Sokrates’in savunmasını günümüze taşımasına çok büyük katkıda bulunmuş. Savunmanın detaylarından çok bence üzerine atılan suç ve buna karşı olan tutumu çok önemli.
Suç duyurusu: “ Sokrates’in gençleri yoldan çıkardığı ve kentin tapındığı tanrıları değil kendisinin icat ettiği yeni tanrılara tapındığı için” cahil bir kesim tarafından iftira atılmıştır. Halkın karşısında dik bir şekilde yapmadığını ve onlara doğru yolu gösterdiğini anlatmasına rağmen şahitlerin satıldığını gören Sokrates cezasına boyun eğmiş, zehir içerek idamına karar verilmiştir.
İçeceği zehri bekleyen Sokrates’in son dönemlerinde yanlarında hep arkadaşları olmuş ve onlarla sohbet eşliğinde son derslerini vermiştir.
“Sokrates'e göre insanların başına gelebilecek en büyük felaket; bilgisizliğin farkına varamayışlarından gelen derin ve utanç verici bir cehalettir..”
Yaşamının son demlerinde kendisi bütün insanlığın alması gereken en büyük dersi şu sözlerle ifade ediyor. “Yanlış konuşmak sadece dile karşı işlenen bir suç değildir, aynı zamanda ruhlara da zarar verir.”
Çevresinin ağlamalarından çok iyi dileklerle uğurlanmak isteyen Sokrates’in son sözleri ise;
“Asklepios’a bir horoz borçluyuz Kriton. Parasını ödeyin, sakın ihmal etmeyin.” Şeklinde olmuştur.
Okurken dersler alınacak ve çokça durup düşüneceğiniz bir eser mutlaka okuma lislerinde yerini almalı diye düşünüyorum. Umarım sizlerde okur ve kendinize güzel dersler alırsınız. Mutlu sağlıklı günlerde okumanız dileğiyle
“Belli ki yanlış giden bir şeyler var...
Ne var ki hayat, yanlışı düzeltmek için değil, yanlışa katlanmak için var.“
Uzun zaman sonra yeniden yorum yapmak biraz tuhaf olsada bu kitabı elime ilk aldığımda karşıma
“Bu kitapta ismi geçen bütün karakterler hayal ürünüdür.
Biri hariç …”
Cümlesi bir gizem ile karşı karşıya kaldığımı düşündürdü. Fakat okuduktan sonra anladım ki bu kitap ne bir polisiye ne de bir macera kitabı. Kendi hayal dünyasında yaşayan çocukluk zamanında ailesini kaybetmiş bir şairin hayatından bir kesit anlatıyor.
Kitapta dikkat çeken bir diğer konu uslubu ağır, ve argo kelimeler bulundurması. Tabi bu tarz kitap okumayı sevmeyen insanlar için biraz kötü karşılanabilir.
Yakın geçmişte geçen olay örgüsü bize çok tanıdık gelen mekanları yansıtıyor.
Yazım dili sadece bir o kadar okunabilir olması kitabı bir çırpıda bitirmemize olanak sağlıyor. Bu tarz kitapları dinlenirken ya da okuduğumuz yoğun bir kitabın ardından okumak bana daha iyi geliyor.
Kitap okuduktan sonra aklıma gelen ilk soru hayatta, yanlışı düzeltmek için mi yoksa yanlışa katlanmak için mi var olduğumuz oldu. Peki sizce hayatta ne için varız?
Sağlıklı ve bol okumalı günler diliyorum.