Bir annenin aklından geçenlere hem kızmak hem de üzülmek mümkün mü? Rahatsız edici ama aynı zamanda yardım eli uzatmak isteyeceğiniz bir kadın karakter var. Geber Aşkım; yeni anne olmuş bir kadının zihninin içinden geçen karanlık, öfkeli ve sarsıcı düşünceleri anlatıyor. Şehirden uzak, kırsal bir bölgede yaşayan genç bir kadının etrafında dönüyor kitap. Yeni doğum yapmış olmasına rağmen annelikle bağ kurmakta zorlanıyor. İçinde büyüyen şey ise sevgi değil; öfke, sıkışmışlık ve yabancılaşmadır. Hem bebeğine hem de eşine karşı karmaşık, hatta zaman zaman tehlikeli düşünceler besliyor. Anne bir noktada yaşadığı durumu nevroz olarak değerlendiriyor, belki aynı kapıya çıkacak ama ben de hamilelik sonrası lohusa bunalımı olduğu kanısındayım. Bir cinnet anı gibi düşünceleri, fazlasıyla tehlikeli, nefret dolu, kaçmak isteyen yanı öte yandan arzu duyuyor.
Geber Aşkım, sevginin romantize edilmiş halini yıkarak; yerine ham, rahatsız edici ve dürüst bir içsel çığlık koyuyor. Olay anne olduktan sonra kırılma noktasına gelmiş gibi görünse de aslında evlendiği andan itibaren hayatına yabancılaşma başlıyor. Zihnindeki düşünceler gerçekle hayal arasında ince bir çizgide yürüyor. Yazar; annelik ve toplumsal beklentileri, kadın kimliği ve bastırılmış öfkeyi, delilik ile gerçeklik arasındaki ince çizgiyi, aşkın karanlık ve yıkıcı yönü çok çarpıcı bir şekilde ele almış. Doğrusu herkesin kabulleneceği bir perspektif değil, arzularını ve kelime seçimlerini sakınmadan sarf ettiği için cüretkar, arsız ve çıplak. Yargılamadan okudum çünkü karakterin içsel düşüncelerine geçmek için incecik bir çizgi var ve ben şu an o çizginin gerisindeyim ama ötesine geçmemek garanti değil Filmini de merak ediyorum
Bir anne evlatlarını sevme konusunda ayrım yapabilir mi? Her ne yaparsa yapsın birini diğerinden daha fazla sevebilir mi? Erika, huysuzluk yapan ve pişirdiği her yemeğe eleştirisi olan kızının aksine her daim şık giyinen, yakışıklı ve başarılı oğlu Liam'ı ayrı seviyor. Koşul ne olursa olsun daha oğlunun doğduğu an da bir başka rakibinin olmayacağını, ebediyen onu ayrı seveceğini kalbinde hissediyor. Ama bu ne kadar sağlıklı bir yaklaşım? Sıradan bir akşamda iki dedektif kapılarını çaldığında Erika ne olduğu açıklanmadan başına gelen yıkımı sezdi çünkü oğlunun neler yapabileceğinin farkında. Liam'ın okulundan genç bir kız kayıp, onu son gören ise Liam. Haliyle Liam herkes tarafından şüpheli durumunda.
Kusursuz bir çocuğu olduğuna inanmak isteyen Erika tehlikenin farkında. Oğlunun ne yapabileceğini, geçmişteki psikiyatrist randevuları ve dile gelen karanlık düşüncelerinden sonra Liam'ın masum olduğuna inanmak istese de bir anne olarak endişeli. Çok sevdiği oğlunu korumak için ne yapabilir? Erika'nın yaklaşımının her konuda yanlış olduğunu düşünüyorum, sevgi konusu bir yana kayırma, suç potansiyeline rağmen haklı çıkarma güdüsü bireyi cezadan uzaklaştırdığı için potansiyel suçluya dönüştürür. Geçmişe dönük sırrın açılması kurguya pek de katkı sağlamadı, bağlanan noktanın zemini hazırlanmadı damdan düşer gibi pat diye oldu bitti haliyle eksik ve basitlik hissi verdi. Okuduğum diğer Freida eserleri gibi Kusursuz Çocuk da aşırı akıcı okunuyor lakin kurgunun derinliği yok, hızlıca ve yüzeysel yazıldığını düşünüyorum. Kafa dağıtmak ve rs'den çıkmak için ideal ama incelikle örülmüş bir kurgusu yok, bu türde eserler okurken ters köşe, şaşırtan bir olay zinciri bekliyorum haliyle bu eser keyifle okunsa da basit geldi.