İnsanlığımı Yitirirken ciddi anlamda sarsıcı bir eser. Kitap boyu başkarakteri kınama, ondan iğrenme hatta nefret etme bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor. Yalnız bu okuma iştiyakınızı köreltmiyor. Olaylar ne kadar mide bulandırıcı olsa da kendine has bir merak unsuru vardı. Hâliyle bir sonraki sayfada ne gibi bir aptallıkla karşı karşıya olacağız diye merak ediyor insan. Aptallık diyorum çünkü Yozo'nun yaşamı ona karşı bir öfke doğurdu içimde. Kitap hakkında tartışılacak epey konu var.
Çoğu eserde olduğu gibi İnsanlığımı Yitirirken'de de önce başkarakter Yozo'nun aile yaşantısını ele alıyor. Bir konuda anlaşalım, ailelerin çocuk yetiştirememesi tabi ki tramvalara sebep olur ve insan büyüdüğünde farkında olmadan bu tramvalar sebebiyle yanlış davranabilir ama bu da bir yere kadar. Ailem beni sevmedi, saymadı veya ilgi göstermedi diye hayatı mahvetmek bir yere kadar sonrası aptallık. Karşılıksız Bir Aşk eserindeki Petruşa da aynı hatayı işledi, yine de Yozo'dan daha masumdu. İki kitap art arda gelince karşılaştırma yapmadan edemedim ve daha kötü olan Yozo oldu.
Yozo ailesi tarafından sevilmeyen, anlaşılmayan bir çocuk, kendini sevdirmek adına, özellikle bir çocuk için, şaklabanlık yapmak bir yere kadar eğlenceli ve tahammül edilebilir. Sevginin bir harekete veya bir çıkar ilişkisine bağlanması her insan için hayıflanılacak bir durum, Yozo da onlardan biri oldu. Yozo şaklabanlık yaparak kendi isteklerine değil, ebeveynlerinin, arkadaşlarının, komşularının ve öğretmenlerinin isteklerine ve beklentilerine göre yaşadı. Şu anne _ babaları ne kadar kınıyorum, hayatı yeni yeni keşfeden bir çocuğa sevginin bir karşılığı olmalı, şeklinde yetiştirmeleri...
Peki tüm hayat sevgiden mi ibaret? Hayır, pembe rüyalara dalmak işimize yaramayacak. Bir insan araştırmadan, merak