"Her düşündüğümü, her yaptığımı yani bütün fikir ve hayat sırlarımı bu deftere nasıl güvenle teslim edebilirim? Hatta bu yazdıklarımı bile bir gün, ihtimal pek yakın bir günde mahvetmeyecek miyim?" diyor Atatürk, günlüğünün sonunda. İnsan üzülüyor.
Karlsbad o zamanlar Avusturya-Macaristan'a bağlı, bugün ise Çek Cumhuriyeti sınırları içinde kaplıcalarıyla ünlü bir şehir. Atatürk tedavi için bu şehirde bulunuyor ve o günlerini yazıyor. Kimi zaman günlük rutinlerini, kimi zaman arkadaş toplantılarında çeşitli konulardaki fikirlerini okuyoruz. Okuyoruz okumasına da insanın aklı yazılmayanlara ya da yazıldıktan sonra imha edilenlere gidiyor.
Atatürk, Kalsbad'daki tedavisinde olumlu bir ilerleme kaydedemediği için Viyana'ya gidiyor ve Karlsbad defteri burada kapanıyor.
"Gelecekte sükûnetli ve tamamen tarafsız bir vaziyette ve bir köşede kendi âleminde yaşamayı başarırsam, ihtimal o zaman hayatımın hatıratını yazmak benim için bir meşgale olacaktır."
Bu iki günün nasıl geçtiğini yazmayacağım. Birçok hatıratım gibi bunların da unutulmasında ne beis var? Yalnız şu kadar diyelim ki insanlar hakikati daima gizler.
Ordunun toplanması ve konsantre olması için yeterli zaman yoktu. Düşmanın saldırıları öncü birliklerle karşılanmıştı. İşin aslı, gerçek Türk ordusu örgütlenememişti. Milleti orduya çağırmak yerine, birliklerin terhis edildiği zamanlar olmuştu. Ülkesini her zaman cesurca savunan ve hâlâ da savunabilecek olan ordunun nasıl kullanılacağı bilinemediğinden, iktidardaki bazı kişilerin cehaleti sayesinde ülkenin en değerli kısmı düşmana sunuldu.
Bunun şahsını, ahlakını, ruh kuvvetini tanımayanlar, yazılarını okudukları zaman kendisini, hakikaten milliyet sevdası ve vatan aşkıyla kalbi yanan ve bu ateşin sevkiyle millet ve vatanı için ölümler arayan bir kahraman zannedebilirlerdi.