Bizim ordumuzu felaketlere sevk eden, çoğunlukla, ricat manevrası için azim ve kararlılık sahibi kumandanlarımızın bulunmayışı olmuştur. Üstün düşman saldırışı karşısında çoğunlukla kumandanlar, askerin kendi kendine mevzilerini terk ettikleri zamana kadar karar vermekten korkarlar ve sonra da ricati bir kabahat ve askeri kabahatli görürler.
Bir devlet adamı, kendi insani hislerine tabi olarak devlet meselelerini halledemez, o salahiyete sahip değildir. Memleket kimsenin malikanesi değildir. Yalnız, biz Türkler memleket ve milletin idaresini elimize aldığımız zaman, kendi şahsi davranışlarımızdaki cömertliği, devlet meselelerinin ecnebilerle hallinde düstur ediniyor, bir çocuk gibi aldanıyoruz.
Yaşamınızdaki sayılı günlerden bir tekini silin... yazgınızın yönü kim bilir nasıl değişik olurdu!
Bunu okurken bir dakika durun, sizi çekip götüren zinciri düşünün; ister demirden olsun ister altından, ister çiçeklerden ister dikenlerden örülü olsun... O unutulmaz günlerin birinde ilk halkası yaratılmasaydı, bu zincir belki de size, yaşantınıza hiç dolanmayacaktı!
Kısacası, yalan yalandır. Nereden doğarlarsa doğsunlar, doğmamaları gerekir. Zaten tüm yalanlar yalanların babasından doğar ki hepsi böylece tek ve aynı kapıya çıkar.