Sabahleyin ilk önce uşağı, sonra karısını, daha sonra da kızını ve doktoru gördüğünde, onların bütün davranışları, söyledikleri her kelime, geceleyin farkına vardığı korkunç gerçeği pekiştiriyordu. Onlarda kendini görüyordu, kendisinin neler için yaşamış olduğunu. Her şeyin yanlış olduğunu, korkunç, canavarca bir yalanın hayatı da, ölümü de sarıp sarmaladığını apaçık görebiliyordu.
Günümüzde ölüm olgusu kederli hastane odalarının duvarları içine hapsolmuş şekilde ve çok az kişinin gözlem yapabileceği bir halde, neredeyse tamamen ıssız bir deneyime dönüşmüştür. Oysaki ölüm geride kalanlar için de kıymetli bir ders ve yaşantıdır.
Hayatın değerini ve yaşantımızın önemini anlatır... Ağrı hissettiğimizde ağrısızlığın değerini anlamak gibi; genellikle göz ardı ettiğimiz başkalarının ölümü de, bize birşeylerin değerini anlatabir. Dahası, kendi yaşantımızı değerli kılma gayretimizi destekleyebilir belki.
Ölümü konu alan edebi eserlerden bir ölçüde bu deneyimi kazanmak mümkündür. Bence, bu eserler hayatın anlamını ve değerini anlatır bize. Tolstoy'un eseri ölüme ilişkin yazılmış en başarılı kitaplardan biri kabul edilir. Okuması sizi yormaz, hemen bitiverir kitap. Sonrasında ise felsefi bir muhakkeme başlar. O ne kadar sürer, bilinmez...
Not: daha da bu konuları işleyen kitaplara bir süre değinmeyeceğim:))
Hayatta hiçbir şey birbirimiz kadar önemli değil. Bazen unutsak da her dakika ne kadar mühim biliyor musunuz? Değerini bilmediğimiz daha da huzurla daha da güzelleştirebileceğimiz yaşamımız kadar önemli değil küçük ayrıntılar. Sizce de öyle olduğunu biliyorum ama bunu her zaman hatırlamak çok önemli. Farkında mısınız, o herkesin bayıldığı üç kız kardeşli, çılgın anne babalı ailemiz artık yavaş yavaş sefere hazırlanıyor...