Kitabı okumaya başlamadan önce acaba adı neden Şimşek diye düşündüm. Okurken de bir cevap bulamadım. Ta ki sona yaklaşana kadar...
Yazarımızın kitabın sonunda da belirttiği gibi; "Hiç kimse, bir şimşek aydınlığı gördükçe Pervin’in niçin haykırdığını, niçin saçını başını yolduğunu, kendini yerlere attığını niçin kafasını taşlara vurduğunu, niçin tepindiğini anlamıyor, çünkü bu anda hastanın gözleri önüne gelen manzarayı bilmiyor, bu onlar için edebi bir meçhuldür, bunu yalnız biz, bu haileyi en yakından, bu haileyi içinden seyredenler, bunu yalnız biz (yani bu romanı okuyanlar) biliyoruz."
Sadece okuyan bilir
Olay örgüsü konakta yaşan Müfid, Pervin ve Sacit arasında şekillenmektedir. Müfid hasta, zayıf ve kırılgan bir yapıdadır. Dayısı Sacid ile birlikte aile yadigarı köşkte yaşamaktadır. Sacid'in arkadaşlarından olan Pervin ile evlenir. Aradan geçen zamanda Müfid, dayısı ve eşinin arasında bir şeyler olduğu şüphesine düşer. Durmadan sorular sorar ve bu soruların cevaplarını arar. Ama bir türlü kanıt bulamaz. İçindeki şüphe günden güne Müfid'i bitirir. Çareyi köşkten ayrılmada bulur. Ama bu fikre Pervin pek sıcak bakmaz. En sonunda Müfid bir mektup yazar ve evi terk ederek teyzesinin yanına gider. Bu onun hassas ruhunu daha çok etkiler. Müfid'in evi terk etmesi nasıl sonuçlanacak, Pervin ne yapacak?
Merak uyandıran, akıcı, sürükleyici ve ters köşe bir eserdi. Okurken kimi yerlerde sinirlenmemek ise elde değildi. Yazarın kalemine bir kez daha hayran kaldım. Kitabı okurken sanki film izliyor gibiydim. Karakterlerin ruh halleri, psikolojileri, olaylar etkili ve gerçekçi bir şekilde kaleme alınmıştı. Sona doğru ise olaylar daha bir hareketlendi ve hiç beklenmedik bir şekilde gelişti. Okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Merak edenlere şimdiden keyifli okumalar