Kızıl nehirler grange'dan okuduğum ilk kitaptı ve gerçekten bayıldığımı söyleyebilirim.
Polisiye-gizem türünü zaten aşırı severim ve buna dair her şeyi de sıkılmadan okurum neredeyse ama bu kitap gerçekten çok iyiydi.
Kitapta birbiriyle tamamen bağımsız ve alakasız görünen iki olayın iki farklı polis tarafından çözülmesini okuyoruz aslında. Yazar tabi ki sonlara yaklaştıkça bu olayları birbirine çok iyi bir şekilde bağlıyor. Siz de waow oluyorsunuz. Bu arada iki farklı ana karakter olduğu için sırayla bir onu bir diğerini okuyoruz. Tam en heyecanlı yerinde bölüm bitiyor mesela sonra diğer karakterden bambaşka bir şey okumaya başlıyoruz. Bu sefer o da heyecanlı bir yerde bitiyor derken kitap kendini okutuyor gerçekten.
Kitap 400 sayfa olduğu için - polisiye kitaplar için uzun sayılır bence- karakterlere ve olaya daha çok bağlanıyoruz. Ayrıca her şey basit bir şekilde çözülmüyor, normalde kitapta dedektif veya polis elini attığı gibi olaya ipucu bulur. Bulduğu her şey çok önemlidir falan filan. Bu kitapta bu kısımlar bence daha gerçekçi yazılmış, bir ipucu bulduklarını sanıyorlar mesela işe yaramaz çıkıyor, biriyle konuşuyorlar sonra o da diyor gidin bunla konuşun o da diyor bunla konuşun falan. İşler kolay ilerlemiyor yani kitapta ve bu da insana kitabın içindeymiş gibi hissettiriyor. Bütün bunlar olurken de asla sıkıcı gitmiyor kitap, sürekli merak unsuru zirvede olduğu için sayfalar akıp gidiyor resmen.
Sonu zaten tahmin edilemez bir son her zamanki gibi. Ama aslında sonundan ve katilin kim olduğundan ziyade kitaptaki olay örgüsü ve kitaptaki karakterlerin birbiriyle olan bağlantıları asıl tahmin edilemez olan kısım. Ustaca ve detaylıca yazılmış polisiye için doyurucu bir eserdi bence. Yazarın diğer kitaplarını da umarım en kısa süre içerisinde okuma imkanı