Efsane serisinin ikinci kitabı olan Deha Marie Lu'nun okuduğum diğer kitapları gibi çok güzeldi. Bu kitapta June daha ön plana çıkmıştı ama yazarımız June'u ön plana çıkarırken Day'i de unutmamış yani Day arka planda kalmamış.
Kitabımızda birinci kitaptan daha fazla romantizm vardı. Ama bunun göze battığını düşünmüyorum. Yani romantizm aksiyonun önüne geçmemişti. Aksiyon gerçekten çok fazlaydı.
Kitabın konusu (Spoilersız):
Efsane'nin sonunda Day ve June kaçmışlardı. Day ve June ikilisi Vatanseverlere sığınırlar. Day'in ise tek istediği şey kardeşi Eden'ı kurtarmaktır. Bu amaç uğruna Day, her şeyi yapmaya hazırdır. Vatanseverler Day ve June'a bir görev verirler. Bu görev Vatanseverler'in yapacağı bir görevdir ve bu göreve June ve Day de yardım etmek için dahil olurlar.
Kitap hakkındaki görüşlerimi spoilerlı ve spoilersız olarak ayıracağım ve öyle yazacağım.
Kitap hakkındaki SPOİLERSIZ görüşlerim:
Kitap çok aksiyonluydu ve kitapta aşk üçgenleri, dörtgenleri vardı. Ama kitaptaki aşk üçgenleri ve dörtgenleri arka planda bırakılmış, okurun gözüne sokulmamış. Bir Marie Lu klasiği olarak bu kitapta da beklenmedik ölümler ve kötü sonlar vardı.
Efsane'nin yorumunda bahsetmiştim Efsane kitabında Day'in bölümleri kahverengiye yakın sarıyla yazılmıştı diye, Deha kitabında da Day'in bölümleri maviyle yazılmıştı. Yine masraftan kaçınılmadan yapılmış bir detay.
Bu kitapta June'un zekasına bazı yerlerde hayran olmamak elde değildi. Aynı zamanda kitapta hep aksiyon vardı yani hiç aksiyon bitmedi diyebilirim.
Kitap hakkındaki SPOİİLERLI görüşlerim:
Sevgili Marie Lu neden Kaede'i öldürdün? Bunu yaparak gerçekten eline ne geçti merak ediyorum. Zaten sevdiğim topu topu üç yan karakter (Anden, Kaede ve Eden) vardı sen de gittin birini öldürdün. Sinirlendiğim birkaç tane olay var ama
Okuduğum en iyi distopyalardandı kesinlikle. Yılın favorilerinde net yer alacak bir kitap, her ne kadar kitap 2013te yayınlansa da ben henüz okudum
Kitap Efsane'nin devamından ilerliyor, Day ve June'un Cumhuriyet'ten kaçışları sonrası olanları okuyoruz.
Efsaneye puanlama yapmamıştım çünkü daha önce okuyup yarım bıraktığım ve daha sonra dönüp okuduğum bir kitaptı. Efsane de güzeldi ama bana kalırsa Deha felaket iyiydi. O devrim hissiyatını iliklerime kadar hissettim.
Ayrıca karakterlerin tepkileri bana o kadar geçti ki, çok gerçekçiydi. June'un hayatı boyunca inandığı amaçların bir anda yalan olmasıyla yaşadığı şok ve taraf seçmekte zorlanması, Day'in eline bir anda geçen güçle ne yapacağını bilememesi falan o kadar yerinde tepkilerdi ki.
Zaten kitaptaki aksiyonlara değinmiyorum bile ÇOK İYİYDİLER.
Marie Lu gerçekten çok iyi ve kaliteli yazmış. Özellikle son yüz sayfada "vay be, ne zekice yazılmış bir kurgu." diye çokça düşündüm. Kitabın dünyası bence çok iyi işlenmiş, distopya diye bağırıyor ve sizi içine çekiyor.
Savaş atmosferi kendini hissettiriyordu, devrim de aynı şekilde.
Yani gerçekten baya keyif alarak okudum, karakterlerin ilişkisi de beni bitiriyor. İmkansız bir zıtlıkları var ve bu yüzden saatlerce ağlayabilirim June ve Day'e bayılıyorum her ikisine de!!
Kitabın dili de ilk kitaptaki gibi akıcı, zor bir dili yok.
Heyecanla final kitabına geçeceğim ama birazcııık korkuyorum.
Yorumum bu şekildeydi, okuduğunuz için teşekkürler! <3
Deha kitabının konusu : June ile Day'in yaralı bir halde Cumhuriyet'ten firar etmelerinin üzerinden yedi gün geçmiştir. Bu sırada en akla gelmeyecek şey gerçekleşir:
Seçmen Primo ölür ve yerini oğlu Anden alır. Cumhuriyet kaçınılmaz bir şekilde kaosa sürüklenirken ikili, Day'in erkek kardeşini kurtarmak ve onları Koloniler'e götürmek için yardım etmeye gönüllü bir grup Vatansever isyancıyla güçlerini birleştirir. Ancak Vatanseverlerin bir talebi vardır: June ve Day yeni Seçmen'e suikast düzenlemelidir.
Bu eylem, uluslarına değişimi getirmek ve çok uzun süredir susturulan bir halka sesini geri kazandırmak için ellerindeki tek şanstır. Ancak June bu yeni Seçmen'in, babasına hiç benzemediğini fark ederek kararsızlığa düşer. Ya Anden yeni bir başlangıcın anahtarıysa ve Vatanseverler yanılıyorsa? Ya devrim yolu kayıp vermekten, intikam almaktan ve kan dökmekten geçmiyorsa?
Deha ilk kitaba göre çok daha başarılı bir şekilde kurgulanmış. Macera, gerilim ve aksiyon unsurlarıyla okurları tatmin etmeyi başardığını düşünüyorum. ..Sonu ise üçüncü kitabın bir an önce okunması gerektiğinin sinyallerini veriyor
Efsaneden sonra sabırsızlıkla bu kitabı okumayı bekliyordum ve bir gün içinde kitabı bitirdim .
Efsane kitabında öne çıkan kişi Day'di. Deha' da ise June. Kitabı okurken bunu bariz bir biçimde anlıyorsunuz. June'un mantığına, kararlılığına hayran kalmamak mümkün değil.
Efsanedeki gibi kitabı iki farklı kişinin anlatması olay akışı, duyguların, düşüncelerin tamamen anlaşılması yönünden çok güzel olmuş.
Kitapta aşk üçgenleri, dörtgenleri olsa da çok öne çıkmadığı için beni rahatsız etmedi. Deha Efsane'den daha güzeldi diyebilirim.
Keyifli okumalar ..
Bu yorumu kısa tutmayı planlıyorum. Çoğu zaman serinin ilk ve final kitabı yorumları hariç diğerleri kısa olur.
Efsane'yi Deha'dan çok sevdim. Deha da yazar biraz uzatmaya çalışmış gibi geldi. Day, June'u fazla yargıladı. Tess'in Day'i seveceğini tahmin ediyordum.İkisinin arasında geçen temas ise beni rahatsız etti.
Bir diğer kitabın negatif yönü; bu kitapta aksiyon sahnelerinden çok koptum. Kitabın bu basımında çok fazla yazım yanlışı vardı. Bazı yerlerde cümleyi algılayamadım.
Spoiler kısmı---; Kaede'nin ölümü garipti ya. Hani olsa da olur olmasa da olur sahnesiydi. Karakterler bir paragrafta yer verdi. Day'in öleceğini öğrendiği an ise şok oldum. Fena ters köşeydi.
Şampiyon'a da en yakın zamanda başlamayı düşünüyorum.
Kitap hakkında çok fazla anlatacağım bir şey yok ama genel olarak üzerinden geçmek istiyorum arkadaşlar.
İlk kitabın sonundaki olaylar yüzünden June ve Day Cumhuriyet'ten kaçıp Vatanseverler'e sığınmak zorunda kalıyorlar.
O sırada Cumhuriyet Seçmen'i ölüyor ve yerine oğlu Anden geçiyor. Cumhuriyet halkı Anden'ı Seçmen olarak istemiyor ve Anden bu yüzden Day ve June'u kendi safına katmak üzere uğraşıyor. Uğraşıyor derken kötü anlamda demiyorum.
Ama Vatanseverlerin Anden için başka planları oluyor ve bu planın başına Day ve June'u koyuyorlar. Ama işler istedikleri gibi gitmiyor ve aslında dost gibi görünenin düşman olduğunu acı gerçeklerle öğreniyorlar.
Kitabın sonunda Day hakkında öğrendiğimiz olay ise beni bitirdi arkadaşlar. Bitirdiden kastım kesinlikle üzülmek değil. Kendimi yerden yere vurasım geldii. Klişenin klişesiydi gerçekten.
Onun dışında kitapta bazı yerlerde Day'e bir tane patlatasım gelmedi değil. Hele Tess karakteri beni iyice çıldırttı. June'un Anden ile arasında bir şeyler olmasını çok istedim. Day ile hiçbir zaman shiplemedim maalesef. Day daha ne istediğini bilen bir karakter bile değildi. Kitabın sonunda ise June ile yaptığı konuşma da sinirlerimi oynatmaktan başka bir işe yaramadı.
Genel olarak klişelerin kitabı. Klişe okumayı sevenlere tavsiye ediyorum ya da çok kolayca okunan bir kitap isteyen okuyuculara da tavsiye ederim.
Kitapla kalın.
"Yas tutmak zayıflık ve kargaşa getirir. Yapılacak tek şey, geleceğe bakmaktır."
June ile Day'in yaralı bir halde Cumhuriyet'ten firar etmelerinin üzerinden yedi gün geçmiştir. Bu sırada ise seçmen Primo ölür ve yerini oğlu Anden alır. Cumhuriyet kaçınılmaz bir şekilde kaosa sürüklenirken ikili, Day'in erkek kardeşini kurtarmak ve onları Koloniler'e götürmek için yardım etmeye gönüllü bir grup Vatansever isyancıyla güçlerini birleştirir. Ancak Vatanseverlerin bir talebi vardır: June ve Day yeni Seçmen'e suikast düzenlemelidir.
Efsane kitabını okurken çok keyif almıştım ve bu yüzden seriye ara vermeden devam etmek istedim. Deha da en az Efsane gibi olaylı bir kitaptı. İlk kitapta; şimdi ne olacak, kim ne yapacak derken olaylar hızla ilerlemiş ve kitap bitmişti. Deha da aynı şekilde ilerledi ancak bana göre bazı kısımları yazar gereksiz bir biçimde fazlaca uzatmıştı. Çok tahmin edilir kısımları da vardı kitabın ancak çok da üzerinde durulmayı gerektirecek şeyler değildi. Çoğu fantastik, distopik serilerin ortanca kitabı bu şekilde oluyor zaten. Olayları bir araya getirmeye ve bitirmeye yaklaştırıyor kitap.
Kısacası İlk kitabı bana göre çok daha iyiydi. Hem karakterlerin davranışları (özellikle June karakteri. Bir öyle bir böyle. Onun olduğu kısımları okurken küçük çaplı sinir krizleri geçirmiş olabilirim.) hem de olayların gidişatı daha güzeldi. Ama her ne olursa olsun severek okuduğum bir kitap oldu.
Birinci kitaptan kaldığımız yerden devam ediyoruz. June Vatanseverler'in yardımıyla Day'i idam olmaktan kurtarır ancak Day'in durumu hiç iyi değil. Tekrar yardımlarını istemek ve Day'in kardeşi Eden'i bulmak için Cumhuriyet'in askeri şehrine sızarlar. Yardım etmek için Vatanseverler'in isteği ölen Seçmenin yerine geçen oğlunu öldürmek. Kitapta sürekli birşeyler olduğu için beni merakta bıraktı. Koloniler'in kesinlikle düşünülen gibi bir yer olmadığını biliyordum bu kitapta az da olsa görmüş olduk ve açıkçası orası da ilgilimi çekti. Ve yazarın şu karakter öldürme merakını biri bana açıklayabilir mi? Genç Elitler 'de yetmedi mi CİDDENNN!!!!!?!!???!! Son kitaba merak içinde başlayacağım. Umarım kötü bir son olmaz (╥﹏╥)
Yani gerçekten diyebileceğim bir söz yok. Oturmuş ne okuduğumu sorguluyorum. Gerçi Marie'nin her kitabı bittikten sonra okuduğumu sorgulamak alışkanlık haline geldi. Bu kadının benle ne sorunu var bilmiyorum ama bana acı çektirmekten zevk aldığına karar verdim. Kitap ilk 100 sayfada bence Efsane'ye göre çok durağan ilerliyordu, hatta sıkıldım baya. Ama sonra öyle bir açıldı ki. Kendimi oradan oraya sürüklenirken buldum. Ulan Day'e çok sinir oldum kitap boyunca. Triplere girip durdu "Yok ben June ile olamam. Ben fakirim, o zengin. Blah blah blah..." Ya kardeşim araya girip NE ALAKASI VAĞR diye bağırmak istedim yeminle. Tess'e de bu kitapta aşşırı sinir oldum. Kitap boyunca tek yaptığı şey June'u, Day'e kötülemekti. Oysaki ilk kitapta çok sevmiştim ama Tess bu kitapta bambaşka birine dönüştü. Kaede'yi de ilk kitapta hiç sevmemiştim ama bu kitapta çok ısındım ona. Aynı zamanda Anden'dan da çok hoşlandım. Yani bir Day etmez ama maşallahı var yani. June'un kitap sonunda her konuda haklı çıkması karaktere tekrardan aşık olmamı sağladı. Güçlü kadın karakter okumaya bayılıyorum kesinlikle. Kitabın sonu yüzünden serinin son kitabını okumaktan çok korkuyorum. Marie'nin başımıza ne açacağını az çok tahmin edebiliyorum. Muhtemelen Şampiyon'da gözyaşı seli yaşattıracak bana. Bu nedenle Marie'den şuan nefret ediyorum. Genç Elitler'de acı çektiğim yetmemiş gibi bu seride de aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Son kitabı olacaklardan korka korka okuyacağım sanırım. Yine de hakkını vermeliyim Marie beni asla şaşırtmadı. Yine büyüleyici bir seri, mükemmel kitap, efsane karakterler. Marie'nin kaleminden daha fazla şey okumak için sabırsızlanıyorum.
Efsane daha güzel bir kitaptı. Bu kitabı o kadar sevemedim maalesef. Kitap biraz eksik kalmıştı. Hoşlanmadım kitaptan daha iyisi olabilirdi bence. Hatta bu kitabın sonundaki olay da saçmalıktı.
DehaMarie Lu · Pegasus Yayınları · 20163,299 okunma
Marie Lu (doğum ismi Xiwei Lu), Amerikalı yazar. Distopik bir gelecekte geçen askeri içerikli romanları "Efsane" serisi ile tanınır.
Lu, Çin'de Wuxi'de 1984 yılında doğdu ve daha sonra Pekin'e taşındı. 1989'da ve ailesi, Tiananmen Meydanı Protestosu sırasında beş yaşındayken ABD'ye taşındı. Güney Kaliforniya Üniversitesi'ne girdi ve Disney Interactive Stüdyolarında çalıştı. İlk kitabını yazmadan Lu, video oyun endüstrisi için bir sanat tasarımcısı olarak çalıştı.
Legend, The Young Elites, Warcross, Skyhunter ve Stars And Smoke gibi 15'ten fazla romanıyla New York Times'ın en çok satanlar listesinde 1 numarada yer alan bir yazardır. Yetişkinlere yönelik ilk romanı Red City, 14 Ekim 2025'te yayımlamıştır.
Şimdi tam zamanlı bir yazar olan Lu, boş zamanlarında okuma, çizim yapma, oyun oynama ve trafikte sıkışıp kalma gibi aktivitelerle vakit geçiriyor. Ailesiyle birlikte Los Angeles'ta yaşıyor.