Bugün sekiz kitaplık Kara Kule serisinin ilk kitabı olan Silahşör'ü yorumluyorum.
İlk olarak kitabın önsözüne baktığımda;
Stephen King'in genç yaşta yazdığı için kendini eleştirdiğini,kitabın başıyla sonu arasında uyumsuzluk olduğunu söyledeğini,birkaç yıl sonra kitabı revize ettiğini,bu kitabı konuya giriş olarak görüp hikayenin sürükleyici kısmının ikinci kitapta başladığını okudum.Hatta okuma seanslarında "Kara Kule" serisi ile ilgili sorular sorduğunda diğer kitaplarına göre okuyucu sayısının daha az olduğunu bunun nedeninin serinin otuz üç yılda tamamlandığını yazmış. Tüm bu yazılanlar beni dahada heyecanlandırdı ve okumaya başladım.
Öncelikle Silahşör hem tarz hem atmosfer olarak Stephen King'in kitaplarından biraz farklı.İlk kitap haliyle "giriş kapısı" görevi görüyor. Bu kitapta Roland ve Siyahlı Adam ile tanışıyoruz. Roland'ın hedefi Kara Kule'ye ulaşmak ama bunun için önce Siyahlı Adamı yakalaması gerekiyor. İlk kitapta Siyahlı Adamın izini sürerken Roland'ın başından geçen maceraları okuyoruz.
Şimdi gelelim benim yorumuma;
Açıkçası yazarın önsözde yazdıklarına istinaden kitabın sıkıcı,zor ilerleyeceğini hatta anlam kargaşası olduğunu düşünerek okumaya başladım ama asla öyle olmadı. Çok beğendim hatta aktı gitti daha uzun olmasını bile isterdim. Bu nedenle hemen serinin ikinci ve üçüncü kitaplarınıda aldım. Şuan aklımda olan ise ilk kitabı yazarı tarafından bile olumsuz eleştirilmesine rağmen çok beğendiysem hikayenin can alıcı kısmının başladığı ikinci kitap kim bilir nasıldır? Şimdi sırada beni çok daha heyecanlandıran serinin ikinci kitabı Üç'ün Çekilişi var.
SilahşorStephen King · Altın Kitaplar · 20173,050 okunma
Karla kaplı bir gece… Herkesin birbirine yabancı olduğu bir tren yolculuğu…
Ve o trenin içinde işlenen bir cinayet. Kaçış yok, dışarıda fırtına var.
Ama içeride çok daha tehlikeli bir sessizlik.
Agatha Christie, yine her zamanki ustalığıyla insan zihninin karmaşık yönlerini ortaya seriyor.
Okurken sadece “katil kim?” diye düşünmüyorsun; aynı zamanda “her şey göründüğü gibi mi?” diye de sorguluyorsun.
Olaylar öyle bir örülmüş ki, her sayfada aklın bir başka yöne çekiliyor.
Sonunda ise tüm taşlar yerine oturduğunda, sadece bir cinayetin değil, adaletin, vicdanın ve insan doğasının da sorgulandığını fark ediyorsun.
Doğu Ekspresi, sadece bir tren değil; her karakterin kendi sırrını taşıdığı, geçmişten bugüne uzanan bir yolculuk aslında.
Ve sen, o trenin bir yolcusu gibi sayfalar arasında ilerliyorsun…
Her bölümde biraz daha dikkatli, biraz daha meraklı.
Bir kitap düşün; hem zekice, hem sürükleyici, hem de okurken zamanın nasıl geçtiğini unutturuyor.
İşte tam da öyle bir roman bu.
Merak edenlere,okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim.
Kitaplarla kalın.
İlk olarak kitabın konusundan bahsedeyim;
Hayalperest bir gencin,ninesiyle birlikte yaşayan Nastenka isimli bir kız ile tesadüfi karşılaşmasını anlatıyor. Ve bu karşılaşmadan sonra geçen dört geceyi. Karakterler yeni tanışmış olmasına rağmen birbirlerine içlerini döker arkadaş olurlar.Fakat kurulan bu ilişki arkadaşlık olarak kalmamıştır. En azından erkek karakterimiz için öyle. Ama Nastenka için durum biraz daha farklıdır. Onunda aklında başka biri vardır çünkü.
Kitabın tamamını okumak isteyenlerin merakını gidermemek adına yazmıyorum.
Gelelim kitap için benim düşüncelerime:
Kısa olduğu için iki üç günde bitiririm,uzun bir kitap yerine kafa dağıtmalık bir kitaptır diye düşünerek okumaya başladım. Okudukça sayfalar azalmak yerine çoğaldı sanki. Açıkçası okurken fazlasıyla sıkıldım.İlk kez Dostoyevski okuyacaksınız yazar için olumsuz düşünmemeniz açısından bu kitapla başlamamanızı öneririm.Tavsiye eder miyim? Benim beğendiğim kitaplar listesinde yok ama kitabın beğenenleride oldukça fazla. Haliyle bana hitap etmedi demek istiyorum.
Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,1bin okunma
"Dünyada aynı kitabı okumuş olan iki insan yoktur" der Edmund Wilson. Çünkü herkes kendi penceresinden bakıyor dünyaya ve algısı sadece manzarası kadar.