Sana kişisel özgürlüğü değil, milli özgürlüğü vaat ediyorlar. Sana insanın öz saygınlığını değil, devletin saygınlığını vaat ediyorlar; kişilik büyüklüğünü değil, milli büyüklüğü.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Murakami'nin kalemini tanımak için ilk bu kitabı almıştım ve iyi ki almışım. Kitap da özellikle bir konu yok o yüzden bir şey diyemiyorum. Bir ana karakterimiz var onun başından geçen olaylara, verdiği tepkilere, davranışlarına, izlenimlerine şahit oluyoruz. Başta okurken konuda bir dağınıklık hissediyorsunuz, konu ne, olay nerede başlıyor nerede bitiyor, çözemiyorsunuz ancak zaten kitap bir olay anlatmaktan ziyade karakterin günlük yaşam serüvenine tanık oluyorsunuz. Konuda dağınıklık hissediyorsunuz dedim ama bu sizi kitaptan uzaklaştırmasın anlamadığım bir şekilde kitap benim okumama devam etmemi sağladı.
Sanırım en hoşuma giden şey, kitabın sonsözünde Murakaminin kitap hakkındaki düşünceleriydi. Çok samimi buldum yazdıklarını. Hayatında hiç bir satır bile yazmamış olan Murakaminin, bir beyzbol maçını izlerken, kendi deyişiyle ''gökten'' gelen ilhamla yazmaya aniden karar vermesi ve hemen yazmaya koyulması. En ilginç kısım ise bir edebiyat dergisine ''Rüzgarın Şarkısını Dinle'' kitabını göndermesi ve kitabın finale kalması. Murakami kitabı yazdığı gibi göndermiştir yani elinde bir kopyası yoktu eğer kazanamasaydı romanın yok olacağını ve başka bir roman yazamayacağını belirtir. İyi ki bu kitap seçilmiş demeden edemiyorum. Murakami okumaya devam edeceğim, ilk yazma serüveninden adım adım yükselişini okumak, görmek kadar insanı ne mutlu edebilir ki? :)