Monad” terimini ilk olarak kullanan kişi Giordano Bruno (1550–1600) oldu. Bruno şeylerin öğelerini “monad” ya da “minima” diye adlandırmıştı. Bir dominiken rahibi olan ve Roma’da yakılarak öldürülen Bruno, Ptolemaios’un Aristoteles’den kalma evren tablosunu yıkarken Copernicus dizgesine göre evren açıklamaları yapmış, dünyanın merkezi de çevresi de bulunmadığını, uzayın sayısız yıldızla dolu sonsuz bir boşluk olduğunu bildirmişti. Bu yıldızlar evrensel bir gelişime ya da evrime boyun eğmekteydiler. Evren Tanrı’nın ta kendisiydi. Bruno’ya göre doğa bir “monas monadum”du, aynı zamanda hem “maximum” (her şey ondaydı) hem “minimum”du (her şey ondan geliyordu). Leibniz’in bu monad fikrine Bruno’dan giderek ulaşmış olduğu düşünülebilir, ancak Leibniz’in “monad”ı gene de özgündür. O kendi monad kuramını baştan sona tüm incelikleriyle düşüne düşüne kurmuştur. E. Boutroux da bu konuda bize şunları söyler: “Leibniz’in monadıyla Bruno’nun monadı arasındaki ayrım büyüktür. Bruno’nun monadı deyim yerindeyse bir “töz–şey”dir. Onun içerdiği ruhsal öğe gerçekleşecek bir biçimdir. Leibniz’in monadı bir “töz–özne”dir. Onun ayırıcı niteliği sunumdur, algıdır; onun özü karmaşık bir algıdan seçik bir algıya geçmektir.”