Kaan Kavcar

Kaan Kavcar
@kk48
“Quid rides? Mutato nomine, de te fabula narratur.”

Kaan Kavcar

, bir kitap okudu
6/10
·136 syf.·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2020 12:10
·
2020 7. kitabı
Gottfried Leibniz
7.7/10 · 456 okunma
Reklam

Kaan Kavcar

, bir kitap okudu
9/10
·134 syf.··
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2020 04:05
·
2020 8. kitabı
René Descartes
8.2/10 · 3.573 okunma
Monad” terimini ilk olarak kullanan kişi Giordano Bruno (1550–1600) oldu. Bruno şeylerin öğelerini “monad” ya da “minima” diye adlandırmıştı. Bir dominiken rahibi olan ve Roma’da yakılarak öldürülen Bruno, Ptolemaios’un Aristoteles’den kalma evren tablosunu yıkarken Copernicus dizgesine göre evren açıklamaları yapmış, dünyanın merkezi de çevresi de bulunmadığını, uzayın sayısız yıldızla dolu sonsuz bir boşluk olduğunu bildirmişti. Bu yıldızlar evrensel bir gelişime ya da evrime boyun eğmekteydiler. Evren Tanrı’nın ta kendisiydi. Bruno’ya göre doğa bir “monas monadum”du, aynı zamanda hem “maximum” (her şey ondaydı) hem “minimum”du (her şey ondan geliyordu). Leibniz’in bu monad fikrine Bruno’dan giderek ulaşmış olduğu düşünülebilir, ancak Leibniz’in “monad”ı gene de özgündür. O kendi monad kuramını baştan sona tüm incelikleriyle düşüne düşüne kurmuştur. E. Boutroux da bu konuda bize şunları söyler: “Leibniz’in monadıyla Bruno’nun monadı arasındaki ayrım büyüktür. Bruno’nun monadı deyim yerindeyse bir “töz–şey”dir. Onun içerdiği ruhsal öğe gerçekleşecek bir biçimdir. Leibniz’in monadı bir “töz–özne”dir. Onun ayırıcı niteliği sunumdur, algıdır; onun özü karmaşık bir algıdan seçik bir algıya geçmektir.”
Tanrı hakkında sahip olduğumuz en kabul gören ve en manidar mefhum, şu terimlerle yeterince iyi ifade edilmiştir: Tanrı mutlak surette mükemmel bir varlıktır*; ama bundan çıkan sonuçlar yeterince göz önünde bulundurulmaz. Bu sonuçlara derinlemesine nüfuz etmek için, tabiatta bambaşka mükemmelliklerin de var olduğunu, Tanrı’nın bu mükemmelliklerin hepsini birden taşıdığını ve her birinin en yüksek seviyede yine O’na ait olduğunu hesaba katmak gerekir.
Skolastikler denen dinbilimcilerle filozofların düşüncelerini büsbütün aşağılamamak konusunda. Eski felsefeye bir anlamda eski değerini kazandırmayı ve hemen hemen tümüyle atılmış tözsel biçimleri “postliminio” geri getirmeyi önermekle büyük bir tutarsızlığa düştüğümü biliyorum; modern felsefe üzerine çok düşündüğümü, fizikte deneylere ve geometride göstermelere çok zaman ayırdığımı, bu varlıkların hiçliğine uzun zaman inandığımı bilirlerse, Aziz Tommaso’ya ve zamanın öbür kişilerine çağdaşlarımızın yeterince adaletli davranmadıklarını, skolastik filozoflarda ve dinbilimcilerde sanıldığından daha büyük bir sağlamlık bulunduğunu görmemi sağlayan çalışmalar yaptıktan sonra, onları kendime karşın ve neredeyse zorla benimsediğimi bilirlerse beni bir çırpıda suçlayamazlar. Şuna da inanıyorum: doğru ve derin düşünen bir kafa bunların düşüncelerini analitik geometricilerin yaptığı biçimde aydınlatıcı ve sindirici bir tutumla ele almak güçlüğüne katlansa, onlarda çok önemli ve tümüyle gösterilebilir nice doğrudan oluşan bir hazine bulacaktır.