John'la akşam yemeği. Seyrek görüşüyoruz.; her görüşmemizde politika yüzünden kavga etmemize ramak kalıyor. Yemekten sonra bana, "Partiden, daha iyi bir dünya kurulabileceği yönündeki ideallerimize veda edemediğimiz için ayrılamıyoruz," dedi. Amma bayat bir düşünce. Yine de ilgimi çekti, çünkü dünyayı yalnızca Komünist Parti'nin değiştirebileceğine inandığını, benim de buna inanmam gerektiğini ima etmiş oluyor. Oysa ikimiz de böyle bir şeye inanmıyoruz. En önemlisi, az önce söyledikleri, geçmişte söylemiş olduğu şeylere ters düştüğü için dikkatimi çekmişti. John partinin bazı hatalar yapmasına karşın, bu konularda bile bile kurallarını çiğnemeyeceğini söylüyordu.
Eve dönerken, partiye aslında yetersiz, bölünmüş, parçalanmış yaşamlarımızı bir bütün haline sokabilmek için katıldığımızı fark ettim. Oysa partiye girince bu çatlaklar daha da derinleşiyordu. Sorun, bütün ilkeleriyle toplumumuzun inançlarına ters düşen bir kuruluşun üyesi olmak değil; bundan daha derin ya da en azından anlaşılması daha güç bir şey.
...Michael, "Sevgili Anna," dedi. "İnsan ruhu, insan yalnızca mutfakta otururken hatta çift kişilik bir yataktayken bile yeterince karmaşıktır, henüz bunu bile çözümleyebilmiş değiliz. Sense oturmuş, değişen dünyada insan ruhunu anlayamadığın için üzülüyorsun." Bu yüzden bu konuyu irdelemeyi bıraktım, buna da sevindim doğrusu, yine de böyle sevinmem kendimi suçlu hissetmeme yol açtı.