Askerlerin çatışmalarda neler yaşadığını gerçekten bilmek istemiyoruz. Toplumda kaç çocuğun silahlı saldırıya uğradığını ya da cinsel tacize maruz kaldığını ya da kaç çiftin ilişkileri sırasında şiddete maruz kaldığını gerçekten bilmek istemiyoruz. Aileleri, kalpsiz bir dünyada güvenli sığınaklar olarak görmeyi; ülkemizin aydın, uygarlaşmış insanlardan oluştuğunu düşünmek istiyoruz. Zulmün yalnızca Darfur ya da Kongo gibi uzak yerlerde olduğunu düşünmek istiyoruz. Acıya tanıklık etmek dayanılmazdır. Öyleyse, travma yaşayan bireylerin bunu hatırlamaya katlanamamalarına ve sıklıkla uyuşturucu ya da alkol kullanmaya başlamalarına ya da katlanılamayacak düzeydeki bilgileri akıllarından çıkarmak için kendilerini yaralamalarına şaşırmalı mıyız?
“Hiçbir ilaç, kötü geçmiş bir çocukluğu düzeltmiyor.”
“Oltaya yakalanmış bir balığın davranışlarını gören arkadaşları, onun çıldırdığını düşünebilir.” Ama balığın yaptığı sadece hayatını kurtarmaya çalışmaktır. İnsanları yaşadıkları ya da yetiştikleri ortamlardan ayrı değerlendiremeyiz, oltayı görmezseniz bu davranışları anlamak ve anlamlandırmak mümkün olmayacaktır.