"Mektebin camiindeki minareden sabah ve yatsı ezanları okunurken yatağımdan doğruluyor, elimle başımı kapatıyor ve anlatılmaz haşyet duyguları içinde yüzüyorum.
Baş meselem, Allah..."
Hayatım, başından beri muazzam bir şeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum.
BİRİNİ...
O, kim mi?
Allah'ın Sevgilisi...
Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedîlik sarayının paslanmaz tâcı...
Tek dâva O'nu bulmakta, bulduracak olanı bulmaktaydı.
Madde içi hayatta perende üstüne perende atarken, madde ötesi hayatın, ruhumda daima ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlıyor; ve arada bir bu nöbetçinin selâmını alıp yine beni sürükleyen çarklara takılıyor, ona:
– Haydi, beni nereye götüreceksen götür, kime teslim edecekse et!
Diyemiyordum.
Beyhude Ömrüm, okumadığım kitaplar arasında rafımda dururken, sipariş ettiğim kitaplar gelene kadar okumaya karar verdiğim eserlerden biriydi.
Eşim, bu kitabı çok eskiden okuyan ve beğenen biri