Bu dert onu ağır ağır kemiriyor, biliyorum. Kendini tutmaya çalışıyor; avunmaya da, derdinin içine gömülmeyi de beceremiyor bu yüzden. Arada bir düşünüyor derdini, şöyle bir yoklayıp geçiyor. Özellikle insan içindeyken yapıyor bunu. Çünkü başkaları onu avutuyor. Öğüt verir gibi bu konudan ciddi bir biçimde söz açması acılarını biraz hafifletiyor. Ama bir odada yalnız kalınca düşüncelerini kovmak için homurdanıp durduğunu işitiyorum. Yine de bütün gün suratı asıktır; hemen yorulup somurtur. Elini boğazına götürerek, "Düğümlenip kalıyor burada, geçmiyor,"der. Kördüğüm olmuş artık.
Bir şey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzanmaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız. Bu ölüme, belki benimde sonum olan bu ölüme sürüklenirim. Geriye dönmek elimden gelmez. Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar. Her ana, bütün varlığımla sarılırım. Onun yerine başkasının konulamayacağını, onun başkasına benzemediğini bilirim. Ama onu yitip gitmekten alıkoymak için bir şey de yapamam. .... bu dakikayı da bu kadını da bulamayacağım bir daha. Her saniyenin üzerine titrer, her birini emip bitirmek isterim. Hiçbir şey gözümden kaçmaz. Her şeyi unutulmaz bir biçimde yerleştiririm gönlüme. Ne o güzelim gözlerin kaçamak sevecenliğini, tatlılığını, ne sokağın gürültüsünü, ne de neredeyse ışıyacak günün aldatıcı aydınlığını gözden kaçırırım. Ama dakikalar yine de geçip gider. Durduramam onları. Geçip gitmelerinden hoşlanırım.
Fakat Levin için bu kalabalığın arasında onu tanımak, ısırgan otlarının arasında gül fidanını tanımak kadar kolaydı. Her şey onunla aydınlanıyordu. Çevresine ışık saçan bir gülümsemeydi.