Biliyorum bunu söylemesi kolay ama yine de söylenmesi gereken bir söz. Bazen bu sözün önemini unutabiliyoruz. Ben de unutmuş sayılırdım ta ki hatırlayana kadar. Saat şu an 04.30, ben ise tam olarak bilgisayarın karşısında oturup şehrin uyanışını karşılıyorum. Dün gece pek uyuyamadım. En sevdiğim dizi olan Sex and the City’ nin devam dizisi olan And Just Like That’ in ikinci ve üçüncü bölümünü izledim. Belki henüz izlemeyenler ya da yolu Sex and the City ile karşılaşmayanlar vardır. O yüzden spoiler vermek istemiyorum ama değinmeden edemeyeceğim. Dizideki o veda bana hayat hakkında düşündürdü. Yıllar çok çabuk geçiyor ve biz sahip olduğumuz anların değerinin ne kadar farkındayız? Açıkçası ben şu an 19 yaşındayım ve bir süredir kendi hayatını erteleyen birisiyim. İlerleyen yıllarda büyük ihtimalle özleyeceğim bir gençlik dönemi. Peki bu gençlik dönemini ne kadar özlenebilir yaşıyorum, işte orada karşımda büyük bir soru işareti duruyor. Bu soru işaretinin cevaplanma vaktinin geldiğini hissediyorum. Sahip olduğum anın kıymetini bilip anın içinde olabilmeyi diliyorum. Belki benimle aynı şeyleri hisseden birileri vardır. Onlara söylemek istediklerim şu aslında, onlara söylerken kendime de söylemiş sayılırım. Size umursamaz ya da çevrenize karşı umursamaz olun demiyorum ama unutmayın sahip olduğumuz tek bir hayat var. O da kendi hayatımız. O yüzden hayallerinizin peşinden gidin, bu hayatta deneyimlemek istediğiniz şeylerin ardına düşün. Kendi hayatınızı bir konuk oyuncu gibi izlemektense başrol olmayı seçin.
Umarım keyif almışsınızdır. Buraya kadar okuyan herkese teşekkürler.