Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı’nın "Ben hasta bir adamım... Kötü bir adamım" diye başlayan o homurtusu. Bukowski’nin daktilo başında viskiyle yazdığı, kadınlarla, at yarışlarıyla, işe gitmemekle dolu yenilgileri. Metin Kaçan’ın Kolera Sokağı’nda Arap ve Gıli Gıli’nin küfrü. Hakan Günday’ın Kinyas’la Kayra’nın Afrika’da insan avlaması.
Tanıdığım şey öfke. Sistemin dışına itilenin, "normal" kalıba sığmayanın, bile isteye dibe vuranın sesi. Tükürüğün, kanın, terin, kusmuğun edebiyatta ve felsefe de nasıl durduğu.
Ben sokak görmedim ama binlerce sokağın tarifini okudum. Dayak yemedim ama Selby’nin Last Exit to Brooklyn’unda kaburga kırılmasının sesini biliyorum. Sarhoş olup kusmadım ama Bukowski’nin Factotum’unda sabah ayılmanın mide bulantısını cümle cümle ezberledim.