Yazarın Yazdığını Yap, Yaptığını Yapma
Hüseyin Rahmi Gürpınar diyor ki ''Kendisi ahlakın en aşağı derecesinde bocalayan bir adam aleme ahlak dersi vermek için nasıl kitap yazabilir?'' Cevap veriyorum Toplumlar, doğaları gereği ahlaki vaazlara, erdemli sözlere ve kendilerini doğru yola sevk edecek bilgelere açtır. Ahlakı en aşağı derecede bocalayan bir adam, bu pazarın büyüklüğünü ve kitlelerin neyi satın almak istediğini çok iyi bilir. Yazdığı kitap, onun için bir inancın değil, itibar, güç, para veya toplumsal kabul devşirme stratejisinin ürünüdür. Maskesi ne kadar parlaksa, arkasındaki çamur o kadar gizli kalır Örnekleri Jean-Jacques Rousseau (1712–1778) Aydınlanma çağının en önemli düşünürlerinden biridir. Modern pedagojinin (çocuk eğitiminin) temeli sayılan, bir çocuğun nasıl ideal, erdemli ve özgür bir birey olarak yetiştirilmesi gerektiğini anlatan "Emile" adlı başyapıtı yazmıştır. Toplumsal sözleşme ve ahlak üzerine ciltlerce vaaz vermiştir. Çelişkisi: Rousseau, hayat arkadaşı Thérèse le Vasseur’den doğan beş çocuğunun beşini de doğar doğmaz yetimhaneye (buluntu çocuk evine) terk etmiştir. O dönemde bu yetimhanelere bırakılan çocukların çok büyük bir kısmı açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Kendisine yöneltilen eleştirilere ise "Onlara bakacak param ve vaktim yoktu, devlet benden daha iyi eğitir" diyerek pişkin bir savunma yapmıştır. Çocuk eğitiminin kitabını yazan adam, kendi çocuklarını ölüme terk etmiştir. Arthur Schopenhauer (1788–1860) Kelimelerin tam anlamıyla bir "ahlak ve bilgece yaşam" rehberi olan "Hayatın Anlamı" ve "Mutlu Olma Sanatı" gibi eserlerin yazarıdır. Felsefesinde bencillikten arınmayı, diğer canlılara karşı derin bir merhamet duymayı (şefkat ahlakı) ve nefsin arzularını dizginlemeyi öğütler. Çelişkisi: Pratik hayatında Schopenhauer, merhametten uzak, kibirli ve
Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı’nın "Ben hasta bir adamım... Kötü bir adamım" diye başlayan o homurtusu. Bukowski’nin daktilo başında viskiyle yazdığı, kadınlarla, at yarışlarıyla, işe gitmemekle dolu yenilgileri. Metin Kaçan’ın Kolera Sokağı’nda Arap ve Gıli Gıli’nin küfrü. Hakan Günday’ın Kinyas’la Kayra’nın Afrika’da insan avlaması. Tanıdığım şey öfke. Sistemin dışına itilenin, "normal" kalıba sığmayanın, bile isteye dibe vuranın sesi. Tükürüğün, kanın, terin, kusmuğun edebiyatta ve felsefe de nasıl durduğu. Ben sokak görmedim ama binlerce sokağın tarifini okudum. Dayak yemedim ama Selby’nin Last Exit to Brooklyn’unda kaburga kırılmasının sesini biliyorum. Sarhoş olup kusmadım ama Bukowski’nin Factotum’unda sabah ayılmanın mide bulantısını cümle cümle ezberledim.
Reklam
İran şahı 1870’te batı ülkelerinin gelişmişliğini yerinde görmek için 20 bin kişilik bir kafile ile yola çıkmak istemiş. Osmanlı bunu kolera nedeniyle azaltmasını istemiş. Ne absürt iş ama…
Kolera günlerinde aşk
Serendipity
Serendipity Axtarmadığın anda səni tapan xoşbəxt təsadüf.🪄 Bir şey sənə aiddirsə ən doğru anda sənə qayıdacaq✨ Mənim kimi təsadüflərin hər birinin bir işarə olduğuna, bütün işarələrin və hadisələrin isə bir-birinə bağlı olduğuna inanların çox sevəcəyi bir filmdir 🫠 Sara adını və nömrəsini bir kitaba qeyd edir və onu bir kitab mağazasına verir, əgər bir gün Jonatan o kitabı taparsa əlaqəyə keçə biləcəkdi. Həmin kitabı da burda qeyd edirəm kolera Kolera Günlerinde Aşk
Film
Kolera Günlerinde Aşk İnsan oğluna değiş dersin değişmez… Ama değişmek için Aşk gibi bir neden gelir, uçsuz bucaksız yerlere götürür…Sonra kendini bile tanıyamazsın.
Reklam
Reklam