İşe gidip gelirken, olabildiğince dikkatli, ayakkabılarına ağırlığını vermeden, şöyle parmak uçlarında hafif hafif yürüyecekti ki kundura tabanları çabuk aşınmasın.
Büyük bir gürültü işitti, sanki upuzun merdivenlerden aşağı yuvarlanıyordu. Aşağılarda bir yere, karanlığın içine düştü. Bu kadarını biliyordu. Karanlığın içindeydi. Bunu bildiği an başka bir şey bilemedi.
Yaşam onun için, hasta bir insanın yorgun gözlerini acıtan güçlü beyaz bir ışık gibiydi. Bilinçli geçirdiği her anda çevresindeki yaşam çiğ bir parlaklık gibi üstüne çöküyor ona acı veriyordu.