Ankara’nın çehresi ve bütün yeni Türkiye’deki hayat tarzı, Selma Hanım’ın zannettiği gibi öyle birdenbire değişmemişti. Bu, bir taraftan 1928 harf inkılâbıyla beliren ve tarih, dil hareketleriyle kıvamını bulan bir fikir ve ilim uyanışının, öbür taraftan da milli kurtuluş prensiplerine dayanan bir iktisadi kalkınma savaşının alıp yürümesiyle başlamıştı.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Ankara'ya her dönüşünde Selma Hanım, kendisini yalnız vücutça değil, ruhça da kuvvetlenmiş, dinçleşmiş hissederdi. Hiçbir ilaç, hiçbir kür, yaratıcı bir inkılap heyecanı içinde yaşayan bir memleketin havası kadar insana sıhhat ve şifa veremez. Selma Hanım, bu hakikati her gün biraz daha iyi anlıyordu.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Ankara, kızgın bir güneş ve koyu bir toz tabakası içinde bunalmış kalmıştı. Zaten tenha olan sokaklarında, artık, hiç kimseye rasgelinmiyordu. Muhasara edilmiş bir kaleyi veya sadece, ahalisi çoktan göçmüş bir eski şehir harabesini andırıyordu.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Bazı milliyetçi gazeteler, Türk milletinin kalbi Ankara'da çarpıyor demekle çok doğru bir vakayı ifade etmiş oluyorlardı. Bu bir edebiyat değil, bu bir mecaz değil, bu aka ak, karaya kara demek gibi reel bir şeyi ifade ediyordu. Bundan başka İstanbul'da, Ankara'ya gidenin önemi o kadar artıyor, o kadar artıyordu ki adeta kutsallaşıyordu. Kadın veya erkek, Ankara'ya giden kimseler, İstanbullulara millî hareket kahramanları mertebesine ermiş gibi geliyordu.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Bu ağzına kadar işle dolu hayat içinde, frenklerin “loisir” dedikleri boş vakitlere hiç de yer yok değildi. Fakat, gerek Selma, gerek Neşet Sabit, böyle tatil günlerini, evde kapanıp kalmaktansa, bin türlü cazibeler dolu olan Ankara şehrinin umumi eğlence yerlerinde geçirmeyi tercih ediyorlardı. Havanın iyi olduğu günlerde kır gezintileri, spor eğlenceleri, Stadyum’daki müsabakalar; fena olduğu günlerde, şehrin bellibaşlı sanat müesseselerindeki senfonik konserler, sergiler, Halkevi’nin gittikçe tekemmül eden temsilleri, onları, kendilerine doğru çekiyordu.
Halk içinde ve halkla beraber eğlenmekte daha büyük bir zevk vardı. Selma Hanım bazı neşesiz dakikalarında kendini sokak kalabalığının arasına atınca adeta, yazın sıcaktan bunalmış bir kimsenin, denize atladığı zamanki ferahlığını duyuyordu.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu
Ankara, bizim için emsalsiz bir “energi” mektebi olmuştur. Sarp, yalçın ve çetin Ankara, içinde her rahattan mahrum olduğumuz, içinde zahmet, meşakkat çektiğimiz Ankara, bize sabrı, tahammülü ve inkişafımıza engel bütün zıt kuvvetlerle geceli gündüzlü çarpışmayı öğretiyor, sert bir örs gibi irademizi durmaksızın dövüyor, Nietzsche’nin dediği gibi burada “muttasıl kahramanca ve tehlikeyle yaşıyoruz.” Bundan güzel hayat olur mu? Dünyanın hangi noktası buradan daha enteresandır?”
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu