Aşk-ı İlahi

5 üye
Takip
HAREKETİN MÂHİYETİ: AŞK ve İNTİKÂL...
Bu perspektifte "hareket" nedir? Eğer her şey ânlık yaratılıyorsa, bir cismin A noktasından B noktasına gitmesi nasıl açıklanır? Sürekli yeniden yaratılış teorisi, fiziksel "hareket" algımızı da kökten değiştirir. Modern fizik, hareketi bir nesnenin uzayda A noktasından B noktasına gitmesi olarak tanımlar. Ancak Tasavvufi ontolojide, nesne her ân yok olup yaratıldığına göre, "giden" bir nesne yoktur; "yenilenen" bir süreç vardır. Tasavvufa göre hareket, aslında cismin A noktasında yok edilip, hemen akabinde A ile B arasındaki bir noktada yeniden yaratılması, sonra orada yok edilip biraz daha ileride yaratılması silsilesidir. Bu, kelâmcıların "Cevher ve Âraz" teorisiyle de örtüşür; âraz (hareket, renk, şekil) iki zaman diliminde bâki kalmaz, her ân yenilenir. Kelâmcıların atomcu görüşüne ve İbn Arabî'ye göre hareket, bir cismin mekân içinde kayması değil, o cismin ardışık zaman atomlarında (ânlarda), bitişik mekân noktalarında peş peşe yaratılmasıdır. Bir cisim A noktasında yaratılır ve hemen yok edilir (fenâ); sonraki "ân"da A'nın hemen yanındaki noktada yeniden yaratılır (bekâ). Bu silsile o kadar hızlıdır ki, biz cismi "hareket ediyor" sanırız. Bu teorinin en müşahhas ve çarpıcı örneği, İbnü'l-Arabî tarafından Hz. Süleyman ve Belkıs kıssası üzerinden verilir. Kur'ân-ı Kerim'de, Belkıs'ın tahtının göz açıp kapayıncaya kadar Yemen'den Kudüs'e getirildiği anlatılır. İbn Arabî'ye göre bu olay, bir "taşıma" veya fizikî bir "intikal" (transfer) değildir. __"İnsanların bundan (eşyanın her ân yeniden yaratıldığından) haberleri yoktur. Onlar zannederler ki; tahtın (ilk) yaratılışından bu âna kadar geçen sürede, tahtta bir süreklilik (bekâ) vardır. Halbuki durum hiç de onların zannettiği gibi değildir. Bilakis o (taht ve tüm kainat), her nefeste ve her ân yeniden
Aşk-ı İlahi
Allah'ım kalplerimizi hikmetinle nûrlandır, zikrinin devamında, sana münâcaâtın tatlılığında ve kelâmın lezzetinde sabit kıl. Ruhlarımızı lütfunla ferah kıl, kalplerimizi kurbiyetinin nûruyla nûrlandır, gözlerimizi muhabbetinle parlat, kulaklarımızı münâcaâtının lezzetiyle doldur, sen her şeye kadîrsin. Allah'ım kalplerimizi celâlin müşahedesiyle aydınlat, bize melekûtunun acayipliklerini göster ve bizi ünsiyetine lâyık gör. Bunları bizden esirgeme ey merhametlilerin en merhametlisi!
Sufi Kitap Yayınları
Aşk-ı İlahi
Reklam
Aşk-ı ilâhî...
Rivâyete göre bir zât, Musa Aleyhisselâm'a, kendisinin cennetlik mi, cehennemlik mi olduğunu sormasını ister. Daha sonra Allahü Teâlâ’nın, “O kulum cehennemliktir” dediğini kendisine aktardığında adam sevinçten âdeta uçar. Musa Aleyhisselâm şaşkınlıkla adama; “Allah senin cehennemlik bir kul olduğunu söyledi, bu sevinç niye?” Adam cevap verir: “Bana kulum dedi ya, bana kulum dedi!” İnsanoğlunun yeryüzündeki macerası bilindiği gibi bir “sınav – imtihan”dan ibaret. İnsan, dünyada ne kadar kalacağını bilemese de, insan ömrünün ortalama müddetini kestirebiliyor. Yâni, “en fazla” şu kadar. O da garanti değil. Türkçemizde “altında kalmak” diye bir tabir vardır. Dünyalığın daha doğrusu dünya heveskârlığının altında kalmak. Dünyaya yutulmak. Kimi çevirseniz sokaktan, bir gün öleceğini söyler. Ama az biraz zaman sonra unutur gider. Dünyaya yutulmak olsa gerek bunun adı. Dünyaya yutulmamanın, heveslerinin kulu kölesi olmamanın en kestirme yolu “AŞK”tır. Maddenin, eşya ve hâdiselerin üzerine sıçramanın biricik metodu. Şimdi sıra geldi nasıl âşık olunacağına. İnsan “ben âşık olmak istiyorum” demekle âşık olamayacağına göre? Aşkın da aslı esası elbette Yaratıcıya âit olanıdır. Karşı cinse veya şuna buna tutulmak söz konusu aşkla irtibatlandırılamaz. Evet, aşk aşktır ama bütün bir ömrü O’na vakfetmek nerde, üç beş günlük tutku nerde? Aşkta pazarlık yoktur, katık aranmaz! Yine aklın müdahil olduğu tutkuya da aşk denmez! Kulun bütün iradesini tam mânâsıyla O’nun iradesine vermesi, teslim etmesidir aşk... Âşıkın da samimiyetsizi, ikiyüzlüsü ve sahtesi vardır. Bağlılık ve bağımlılıktır aşk, aşk teslimiyettir. Erimek, buhar olmak, varlığından geçmektir asıl aşk. Sahtelikler ve yalanlarla donatılmış bir uygarlığın kurbanı olan insanın, aşkı ağzına alması bile iğrençtir. Dünya
Aşk-ı İlahi
Büyük bir edeb yanlış yüzünden kendisini ipe çektiren Hallac-ı Mansur'un darağacındaki sözü: "Ben bütün bunların niçin başıma geldiğini biliyorum, ama ayak takımına söylemem. Ben sadık bir âşığım, hâlimden şikâyet edemem!.."
Sayfa 193 - Büyük Doğu Yayınları
Aşk-ı İlahi

Aşk-ı İlahi Konusuna Benzer öneriler

b
Başlangıçlar11 üye · 1 yeni gönderi
Takip
update on my silly life2 üye · 1 yeni gönderi
Takip
2026 Okuma Raporları276 üye · 5 yeni gönderi
Takip
Bazı aşıklardan Şeyh-i Ekber, Muhyiddin-i Arabî Hazretleri'nin nakli: "Ben âşığım ve benim aşkımı bildiler, lâkin aşkımın kime olduğunu bilemediler. Halk zanneder ki, ben mahlûka âşığım... Halbuki benim aşkım, mahlûkun mazhariyetinde tecelli eden Allah'a..."
Sayfa 482 - LXXV, PEYGAMBER ve KADIN, -Dünyanızdan Üç şey-, BÜYÜK DOĞU Yayınları
Aşk-ı İlahi
Reklam
Reklam