Uzun zamandır bir kitabı okuduğumda ya da bir filmi izlediğimde bu kadar duygulandığımı hatırlamıyorum…
Son sözün de okunmasını tavsiye ederim, kitabın ruhunu ve ortaya çıkışını anlamak için
Diktatör ve her anlamda keskin bir babayla, yeterince kırılgan ve saf kalbe sahip oğulun çakışması. Farklı bakış açılarının, genetik bağlar sebebiyle hiçbir şekilde kazananı olmayan oyunu sürdürme hali.
Çok güzel, çok tatlı bir yolculuğa çıktım Jehan Barbur ile nereye gideceğini bilmeden o an karar verilmiş tüm kararların yolda alınacağı bir yolculuktu.
Bir sürü insan tanıdım bizim ünlü olarak nitelendirdiğimiz insanların babalarıyla olan ilişkileri.. Onların hayatlarında ki " BABA " figürünü gördüm, okudum, dinledim.
Bambaşka bir şeydi benim için tarifi imkansız bir yolculuktu...
Ne demekti ki baba? Neydi hayatımızda ki rolü? Bir biblo, obje ya da vazgeçemediğimiz bir varlık... bir sürü soruya bir sürü farklı cevap aldım aslında..
Küçüklüğümden beri severim başka kapıların arkasında insanların neler yaşadığını ve sanırdım ki her farklı kapı birçok güzel anı... Ama öğrendim ki anıların güzel olması için farklı kapılara ihtiyacı yokmuş. Güzel insanlara ve birde güzel bakış açısına ihtiyacı varmış. Çünkü babalarını dinlediğimiz bu insanların hayatlarının çoğu buhranlı döneme denk geliyor ve nasıl bakarsa öyle şekilleniyor hayatları. Ve şekillenen bu hayatların ham maddesinde babalarıyla olan ilişkileri yatıyor. Tabi o zamanların insanları daha Cemal Süreyyalar Aziz Nesinler Ahmet Arifler kendini geliştirmiş bir şekilde bir yerlere gelebilmiş insanlar çok daha entellektüel, çok daha çok...
Şu da var ki yaşadığın dönemi eleştirmek insana pek de bir şey katmıyor. Evet o dönemden çıkan şairler, yazarlar, ses sanatçıları, heykeltıraşlar, oyuncular çok değerli çok hoş fakat onlar da bu durumda bu gelişmişlikte olabilmek, kendilerini geliştirebilmek için sınırlarını aşıp bir şeylere göğüs germişler. Tabii ki çevrelerinden dolayı şanslı olanlar var evet ama bir şeylere kızıp hırslanıp yeniden başlamak, doğduğun , büyüdüğün şehirden çıkmak büyük cesaret ister. Var olabilmke bir şekilde büyük cesaret ister ne de olsa bu ışıltılı hayatı onlar seçmedi... Kimse seçmedi (:
Vee
Jean-Louis Fournier’in okuduğum ilk kitabı. Basit ama etkileyici. Basit derken herkesin yazabileceği ve birikim gerektirmeyen bir anlamdan bahsetmiyorum. Anlatımı basit. 15 yaşında babasını kaybeden yazarın onunla ilgili anılarını anlattığı bir eser. Yazar bence her anısını o anıyı yaşadığı yaştaki haliyle anlatmış. Kitabın sonunda babasını kaybettiğinde, ömrünün sonuna kadar içmiş olduğu için, bir gün babasının içmeyi bırakıp mutlu bir hayat süreceği hayali gerçekleşmeyeceğine üzüldüğünü söylüyor. İşte bu yüzden de etkileyici.
Tıpkı zehra gibi ben de babamla anlaşamayan nerdeyse düzgün tek bir sohbeti olmayan biriydim. Taki babamı kaybedene kadar . Bana bir yazı, fikir bırakmamış olsa da yokluğunda eksik bıraktığı yerleri daha iyi görebiliyorum . Ve onun o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başladım . Yine de onun adına keşkeler istiyorum ve keşke tıpkı bu eserde olduğu gibi yaşadıklarını anlattığı bir defteri olsaydı da babam bunları yaşamış diyebilseydim. Bu eseri okumamın ardından yazmanın, geriye bırakacağım anıların önemini daha iyi anladım. Tavsiye ederim :)
Bu kitabın içinde geçenlerin yarısından çoğunu bende yaşadım ve şuanda küçük kardeşimde aynısını yaşamaya devam ediyor babamı nekadar uyarsamda asla huyundan vazgeçmiyor insanoğlu nekadarda acımasız ama dönüp kendi hayatıma bakıyorum babam iyikide öyle davranmış diyorum yoksa onlardan kopup kendi hayatımı kurmak için çaba sarfetmez ve onların yanında çakılı kalırdım kendimi o evden kurtarmak için elimden geleni yaptım şu an bile yapmaya devam ediyorum kitaptaki karakterimiz biraz çekingen bir kişilik rabbime şükürki ben öyle değilim içime kapanık değilim ve bu sayede kendimi kurtardım