Onu sadece 'baba' olarak değil de, tüm zaafları ve hayalleriyle bir insan olarak ilk ne zaman gördünüz?
Gianrico Carofiglio ’nun Sabahın Üçü kitabını bitirdiğimden beri zihnimde bu sorular dönüp duruyor. Antonio ve babasının 48 saat uykusuz kalmak zorunda oldukları o zorunlu Marsilya yolculuğu; aradaki mesafelerin yavaş yavaş silindiği ve yılların getirdiği o sessizliğin dağıldığı muazzam bir keşif hikayesine dönüştü.
Aynı zamanda ben bu hikayede sadece bir baba-oğulun birbirini yeniden keşfetmesini değil, bir gencin kendi benliğiyle tanışmasını izledim. Hikaye o kadar samimi ve içten ki, bir noktadan sonra sadece okumuyor, sanki onlarla o sokaklarda ben de yürüyorum gibi hissettim. Marsilya’nın arka sokakları, jazz barlar, ilk aşklar ve bir babanın bilinmeyen geçmişi… Her şey o kadar gerçekçiydi ki…
Eğer kalbinize dokunacak, sizi kendi aile bağlarınızla yüzleştirecek özgün bir kitap arıyorsanız, bu eseri sakın atlamayın. Çok beğendim, etkisinden bir süre daha çıkamayacağım gibi görünüyor…