Kitap oldukça akıcıydı ve bir günde bitirdim. Naciye Sultan’ın henüz 12 yaşındayken Enver Paşa ile nişanlanması, çocukluk ile kader arasındaki ince çizgiyi derinden hissettiriyor. Onun yaşadığı duygular, aslında bir çocuğun dünyasından koparılıp yetişkin bir hayatın içine bırakılmasını gözler önüne seriyor.
Zamanla ilişkilerinin güzelleşmesi anlatılsa da, başlangıçtaki bu durum insanı düşündürüyor: İnsan gerçekten kendi hayatını seçebilir mi, yoksa çoğu zaman başkalarının çizdiği bir kaderi mi yaşar? Bu yönüyle kitap, sadece bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda özgürlük ve kader üzerine düşündüren edebî bir eserdi. Melike İlgünEnver Paşa'nın Sultanı
Müslümanı Allah ile aldatmanın Alman tezgahı Almanya’nın kendisini çöküş sürecinin en ağır sancılarını yaşayan Osmanlı İmparatorluğu ve ona bağlı milyonlarca Müslüman kitlenin kurtarıcısı olarak propaganda etmesiyle başladı
Alman tezgahı 19 yüzyılın sonlarında devreye girmiş ve Osmanlı İmparatorluğunda ilkin bir ‘Alman eğilimi’ daha sonra da bir tür ‘Alman sevdası’ yaratmıştır Birinci dünya harbine girip darmadağın olmamızın esas sebebi bu sevdaya tutulan devlet ve siyaset adamlarımızdır Başta Enver Paşa bu hayalci insanlar bu kara sevda yüzünden hem kendilerini mahvetmiş hem de Türk milletine tarihinin en ağır darbesini vurmuşlardır
Enver Paşa, o dönemde ne Turan, ne Türk laflarını ağzına almıyor, her gittiği yerde "anasır-ı ittihat/unsurların birliği" nutukları atıyor, "bundan böyle Türk, Bulgar, Sırp, Ermeni olmayacak, hepimiz eşit Osmanlılarız" konuşmaları yapıyordu.