"Güçlerini aile, parti, ulus gibi sınırlı topluluklar için harcamayı reddeden kişi, her zaman daha değerli bir topluluğun özlemini çeker ve gerçek sevgi nesnesini belki de 'insan toplumunda ya da 'insanoğlunda' [mankind] bulduğunu düşünür; bundan böyle 'insanlık için yaşar ve insanlığa hizmet eder.” Ancak bu bağlılığın yerleşik kolektif birimlerden daha evrensel, daha az yabancılaştırıcı ve daha eşitlikçi kolektivitelere aktarılması, yalnızca insanların köleleştirilmesinin derinleştirilmesidir. Stirner, insanların uğruna çabaladığı ve fedakârlıkta bulunduğu ideal olarak "ulus"un yerine "insanlık”ın ikame edilmesinin, özgürleşmeye doğru bir hareket değil, yalnızca bireyin boyun eğdirilmesinin daha da sağlamlaştırılması olduğunu söyler. Yeni hürmet nesnesi çok daha sinsice işlemektedir; yine bireyin egemenliğini gasp etmekte, ancak bu gaspı sözde daha “değerli” ve karşı çıkılması daha zor bir dava olarak gizlemektedir: "Toplumun verebilecek, ihsan edebilecek ya da bağışlayabilecek bir benlik olmadığını, ancak kendisinden fayda sağlayabileceğimiz bir araç ya da vasıta olduğunu; toplumsal görevlerimiz olmadığını, yalnızca toplumun bize hizmet etmesi gereken çıkarlarımız olduğunu; topluma hiçbir fedakârlık borcumuz olmadığını, ancak bir şey feda edeceksek bunu kendimiz için feda edeceğimizi sosyalistler düşünmezler, -çünkü onlar liberaller olarak dini ilkeye hapsolmuşlardır ve şimdiye kadar Devlet'in olduğu gibi kutsal bir toplumun peşinde gayretle koşarlar." Dolayısıyla, her türden liberal (komünistler bile), tüm hükümetlerin aynı olduğunu, özlerinin despotizm olduğunu, nihai savaşın egemen gücün kendisine yöneltilmesi gerektiğini kabul etmekte başarısız olmaktadır." Oysa devletin yok edicisi "kendi iradem'den başka bir şey değildir."