Bizim sanatımızın en yüce tarafı, delikanlıların düşüncesinden doğan şeyi, sırf bir heyula ya da aldanma mı, yoksa hakikatin bir meyvesi mi olduğunu anlamak için her zaman denektaşına vurabilmesidir.
Benim sanatıma pek çok şey ebelerin sanatından miras kalmışsa bile, onlardan ayrı olduğum bir başka nokta da benim ebeliğimin kadınlarda değil erkeklerde; ve onların bedenlerinden değil, ruhlarından doğanı araştırmak olmasıdır.
Sanatın artık bir gerçeklik etkisi yaratabilecek kadar zamanı yoktur. Kurmacanın ötesine bile geçememektedir, yani düş daha bir düşe dönüşme fırsatı bulamadan ele geçirilmektedir. Sahtelerinin yapılamadığı, olası bir yüceltme duygusuna gerek duymayan, kendi kendilerini yineleyerek içkinleşen, seriler halinde olma özelliğine sahip göstergelerin yol açtığı şizofrenik bir korku. Bu göstergelerin hangi gerçekliği simüle ettiklerini kim söyleyebilir ki? Artık bu göstergelerin baskı altında tuttukları hiçbir şey yoktur (işte bu yüzden simülasyon, psikoz evrenine baskı altında tutma denilen şeyi sokmakla meşguldür). Bu evrende birincil süreçler (bilinçaltıyla ilgili olanlar) bile ortadan kaybolmaktadırlar. Dijital bir cool evren mecaz ve düz değiştirmece evrenini yutmaktadır. Simülasyon ilkesiyse gerçeklik ve haz ilkelerini alt etmeye çalışmaktadır.