"Sözün gelişinden anlaşılan" ifâdesi, usûldeki İktizâ Delâleti'nin tam karşılığıdır. İktizâ delâleti, sözün doğru veya şer'an geçerli olabilmesi için, lâfızda açıkça söylenmeyen ancak aklen veya şer'an varlığı zorunlu olan (takdîr edilen) mânâdır.Salih Mirzabeyoğlu’nun verdiği "Bismillâh" örneği buna tam uyar.Buna göre sûrelerin başında yer alan "Bismillâh" ifadesi, lâfzen sadece "Allah’ın adıyla" demektir. Ancak Mü'min, sözün gelişinden ve İslâm’ın ruhundan, burada gizli bir emrin "mukadder" olduğunu anlar: "Bismillâh de!", "Bismillâh ile oku!" veya "Bismillâh ile başla!"Salih Mirzabeyoğlu’nun verdiği "Bismillâh" örneği delâletü’l iktizâ kavramına dahîldir; âyet lâfzen sadece "Allah'ın adıyla" derken, usûl mantığına göre burada "Oku", "Başla" veya "Söyle" gibi bir fiilin varlığı "mukadder"dir, yani sözün tamamlanması için bu gizli unsurun "takdir edilmesi" (varsayılması) zorunludur.Salih Mirzabeyoğlu bu durumu, "bize her işimizde veya her okumaya başlarken "Bismillâh" dememiz için emir olduğu mukadderdir" şeklinde açıklar.Burada "mukadder", nassta mahzûf (gizlenmiş) olanın takdîr edilmesidir.
Benzer şekilde, Kur’an’daki "Kul" (De ki) hitabı, gramer olarak genel bir emir gibi görünse de, bu hitabın "mukadder" olarak birinci ve aslî muhatabının Rasûlullah Efendimiz olduğu açıktır. Bu durum, Vahyin anlaşılmasında Peygamber’in aradan çıkarılamayacağını, O’nun "ilk muhatab" oluşunun metnin tabiatı gereği zorunlu (mukadder) olduğunu ispatlar. Bu ise usuldeki "Delâletü'l-İşâre" (İşaret Yoluyla Delâlet) prensibiyle temellendirilebilir.Lâfzın sevk (söyleniş) gayesi olmamakla birlikte, sözün yapısından zorunlu olarak çıkan manaya İşâret Delâleti denir. **Nassın (Vahyin) lâfzî yapısı, Peygamberin varlığını ve O'nun "ilk muhatap" olma vasfını lâzım-ı gayr-i mufarık (ayrılmaz
Geleneksel fıkhın çelişkilerini bir yana koyarak olaya Kur’an açısından bakalım: Şu bir gerçek ki Kuranda kadının örtünmesiyle ilgili açık emirler vardır Ancak bu emirler bugünkü İslam dünyasında özellikle Arap-Acem coğrafyalarda siyasal bir simgeye dönüştürülen ve adına ‘tesettür’ (kelime anlamı: zorla baskı ile kapanma ve kapatma) denen uygulamanın iddialarına asla destek vermez
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ilm-i fıkıh, mesaili şer'iye-i ameliyyeyi bilmektir. Mesâil-i fıkıhiyye ya emr-i âhirete taalluk eder, ki ahkâm-ı ibadettir. Ve yahut Emr-i dünyaya taalluk eder, ki münâkehat ve muâmelat ve ukuubat kısımlarına taksim olunur."
Şimdi daha net bir şekilde ayan oldu ki: "Şafîlik ulemanın, Hanefîlik umeranın mezhebidir." İlmin o ağız sulandıran, tatlımsı tadını vermiyor. Allah azze ve celle her hâlükârda imamlara rahmet etsin.