— "- Ne gibi efendim?"
"Fizyolojik hadiseler, organlar tarafından meydana getirilirler ve fizyolojik hayat vücuttan doğar denildiği zaman, bir şey unutuluyor; vücudun ve organların bu hayat tarafından meydana getirildiği ve ancak fizyolojik hayat sayesinde yaşayabildiği... Vücut ve organların mevcut olmayıp da, bu hayatın mevcut olarak onları şekillendirmeye çalıştığı bir ânın varlığı unutuluyor; vücut ve organların var olmakta devam edip de, mevcudun kaybolduğu başka bir ânın geleceği unutuluyor..."
— "- Son sözünüz... 'Ben, hem dünkü ben değilim; hem beni ben yapan özelliğimle oyum' gibi, değil mi?"
"- Bu hayat vücutta ısrarla devam etmekte olan tek şey olduğu halde, bu hayatın kaynağını meydana getirecek olan moleküllerin, vücutta gelip geçtiklerini, birbirlerini kovaladıklarını ve durmadan yenileştiklerini unutuyorlar... İşte fizyolojik hayatın vücuttan doğduğu iddia edildiği zaman unutulan şey!.. Bu varsayımda, vücut ve organların, hayatın hem sebebi hem de neticesi olduklarının farkına varılmıyor... Kendi kaynağı olduğu için, hayat, vücut ve organları önceden farz ettirecektir; vücut ve organlar da kendilerini şekillendirmiş olduğu için, hayatı önceden farz ettireceklerdir... Öyle ki, vücut ve organlar ya var olmadan meydana çıkacaklar, ya da meydana çıkmadan var olacaklardır; organların, hayatın prensibi oldukları varsayımına karşı, kati veya hiç olmazsa onu her tarafsız zihin karşısında inanılmaz olmak zorunda bırakan bir fasit daire..."
— "- Böylece, fizyolojik hadiselerin vücuttan doğduğu kaziyesi ispatlanmaktan uzaklaşıyor..."
**"Uzaklaşıyor da söz mü?.. Muhtemel bile değil!.. Aksine, her şey onun vakıalarla uzlaşmasını imkânsızlaştırıyor!.. Bununla beraber, incelemekte olduğumuz muhakeme tamamıyla bu kaziyeye dayanmaktadır; zira,