Destan anlatısının ve romanın, bütün öbür yazınsal türler gibi, başka bir düzlemde ve başka amaçlarla mitolojiyle ilgili öykülemeyi sürdürdüğü bilinir. Her iki durumda da, anlamlı bir öykünün anlatılması, az çok masalsı bir geçmişte olup bitmiş bir dizi dramatik olayın anlatılması söz konusudur.
Sanat yapıtlarındaki güçlük hatta anlaşılmazlığın çekiciliğine kapılma, aslında Dünya'yla ve insanın varoluşuyla ilgili o ana kadar hiç bilinmeyen, gizli kalmış yeni bir anlamı keşfetme ısteğini ortaya koyar. İnsan, ilk bakışta sanatla hiçbir ortak yanı olmadığı izlenimini bırakan bütün bu "özgün" deneyimlerin, bütün bu sanatsal dil yıkımlarının gizli anlamını çözebilmiş olamayı, “gizliliğe girmiş" olmayı düşler. Yırtık afişler, boş tuvaller, yakılmış ve bıçakla delinmiş tuvaller, sergilerin kamuya açılmadan önce özel çağrılılara sunulduğu sırada ansızın patlayan "sanat ürünleri", oyuncu repliklerininin kurayla saptandığı doğaçlamaya dayalı gösteriler….işte bütün bunların bir anlamı olmalıdır…
Bir hareket ve bir lider ortaya çıkmadan önce, bir itaat etme ve takip etme hevesi ve mevcut düzene karşı şiddetli bir hoşnutsuzluk bulunması gereklidir. Şartlar olgunlaşmadığı sürece, potansiyel bir lider ne kadar yetenekli olursa olsun, peşinden kimseyi sürükleyemez.
Devletin desteğini elde edemediği yerlerde Hıristiyanlık ne genişleyebilmiş ne de devamlılığını sağlayabilmiştir. “İran’da devletin desteklediği başka bir din bulunduğu için Hristiyanlık bir azınlık dini olmaktan ileri gidememiştir.”