Kendi yolumu arıyorum. Hep başkalarının hayatlarını yaşamış gibiyim. Kendimi öncelemeyi ertelemiş gibi. Ne istediğimi bilemez hale gelene kadar yürümüşüm sahipsiz bir yolda. Ne istediğini bilen ve bundan emin olanlara imreniyorum. Benim de isteklerim oluyor ama bu istekler sürekli değiller. Değişiyorum. Değişmek zorunda kalıyorum, bazen de tercihen değişiyorum. Kendi yolumu arıyorum. Hayatta yürümem gereken, kendimi adayacağım, vazgeçmemem gereken yolumu. Onu bulduğumda benim asıl yolum olduğundan emin olabilirim değil mi? 'Kalbini dinlersen bulursun' diyorlar. Kalbimi dinlemek ve anlamak o kadar kolay mı? 'Akışına bırak, su akar yolunu bulur' diyorlar. Zamana bırakmak, tevekkül ve teslimiyeti anlamak o kadar basit mi?
Şuana kadar yürüdüğüm yolu sahiplenmek istemiyor muyum? Bilmiyorum. Kendi tercihlerimle yol aldığımda isteklerimin gerçekleştiği birçok durum oldu. Tükenmeyen bir istek mi arıyorum, hedefe ulaşınca isteksizlik mi yaşıyorum, ulaşılamayacak bir istek mi hedefim olmalı, o zaman ona ulaşma gayretim devamlı olur mu? Gayretsiz kalmamı engelleyecek formül var mı? Çabalamak istiyorum ama hangi yolda. Hangi yolun bana ait olduğunu bulmak için denemek gerek sanırım. Evet deniyorum. Şuana kadar denediğim yollarda devam etmek istemiyorum sanırım. Ya da bu yollarda beni isteksizliğe umutsuzluğa sürükleyen engellere karşı direncim az mı? Bilmiyorum. Kendi yolumu bulmak nasıl bu kadar zor olabilir, anlayamıyorum.
“İnsan, varolduğu günden bu yana sürekli olarak, içinde bulunduğu evreni tanımaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur. Bunun nedeni ise, en gelişmiş canlı olan insanın, yine insan tarafından incelenmiş olmasıdır."