Kurnazlığın bozuk paradan farkı yoktur, onunla çok şey satın alamazsın. Tıpkı bozuk para gibi onunla bir iki saat idare edebilirsin, kurnazlıkla bir şeyin üstünü örtebilir, şeklini değiştirebilir, birini aldatabilirsin, ama onunla uzak ufukları tarayamaz, büyük bir olayı başından sonuna denetim altında tutamazsın. Kurnazlık miyoptur, burnunun ucunu iyi görür, ama uzağı göremez; bu nedenle de kurnaz kişi başkaları için hazırladığı tuzağa çoğu kez kendi düşer.
Bugün bir şeyi arzularsın, yarın kendini parçalarcasına, büyük bir tutkuyla arzuladığın şeyi elde edersin, öbür gün o şeyi arzuladığın için yüzün kızarır, dileğin gerçekleştiği için hayata lanet okursun. İşte, hayat yolunda başına buyruk ve kibirle yürümenin, keyfine göre hareket etmenin sonu budur.
Bu beyaz ten, derin suların dibini andıran bu koyu karanlık gözler... Gözlerin içinde onlarla birlikte parıldayan bir şey daha var...Ruhu olmalı! Güzel dişlerini ortaya çıkaran o eşsiz gülümseyişi bir kitap gibi okunabilir...Ya başı... Omuzlarının üzerine ne kadar da nazikçe oturmuş! Bir çiçek gibi kokusunu yayarak salınıyor. Evet, ondan bir şeyler alıyorum, ondan da bana bir şeyler geçiyor. Kalbimde, işte burada, bir şeyler kaynamaya, çırpınmaya başlıyor...Buramda fazladan bir şey hissediyorum, daha önce orada olmayan bir şey... Tanrım, onu seyretmek ne büyük bir mutluluk! Neredeyse insanın soluğu kesiliyor.