• ÖNSÖZ
    Aç, ayyaş ve yazar olmaya çalışan genç bir adamdım. Daha çok Los Angeles Halk Kütüphanesi’nde okurdum ve okuduklarım ne benimle, ne sokaklarla, ne de etrafımdaki insanlarla bağdaşıyordu. Herkes sözcük oyunları peşindeydi sanki, süslü cümleler kurup hiçbir şey söylemeyen yazarlar mükemmel addediliyorlardı. Yazıları beceri, kurnazlık ve biçim karışımıydı ve öğretiliyor, özümseniyor ve okunuyorlardı.
    ...
    “Derken bir gün bir kitap çektim, açtım ve kalakaldım. Bir kaç paragraf okudum. Sonra çöplükte altın bulmuş gibi kitabı masaya götürdüm. Cümleler sayfada yuvarlanıyorlardı, kayıyorlardı. Her cümlenin kendine özgü enerjisi vardı. Cümlelerin özü sayfaya bir biçim veriyordu; sayfaya oyulmuşlardı sanki. Duygusallıktan korkmayan birini bulmuştum sonunda. Mizah ve acı olağanüstü bir kolaylıkla içiçe geçmişti. O kitabın ilk sayfaları benim için çılgın bir mucizeydi.
    ...
    “Kitabın adı Toza Sor, yazarı ise John Fante’ydi. Fante’nin yazarlığıma ömür boyu sürecek bir etkisi olacaktı.
    ...
    Fante benim Tanrı’mdı ve Tanrı’ların rahatsız edilmeyeceğini, kapılarının çalınmayacağını biliyordum.
    ...
    “Ama şu kadarını söyleyeyim; sözü nasıl yazdıysa hayatı da öyle yaşadı; güçlü, iyi ve yürekten.
    Yeter. Şimdi kitap sizin.
    Charles Bukowski
    6/5/1979
  • "Kurnazlık bozuk para gibidir: onunla büyük şeyler satın alınmaz."
  • Kurnazlık bozuk para gibidir,onunla büyük şeyler satın alınmaz.
  • Aslında bir etkinlikle başladı her şey. Sevgili arkadaşım Roquentin ‘in açtığı ileti ile. Sabahattin Ali kampı yapmışlardı ve paylaştıkları bilgiler doğrultusunda, öldürüldüğünde yazarın çantasından çıkan Modeste Mignon ve Yevgeni Onegin adlı iki eser ile ilgili konuşulmuş. Bunun üzerine de Sabahattin Ali’nin bir bildiği vardır diyerekten bu eserleri okuma etkinliğine davet etti bizleri Elifçim. İyi ki de etmiş.

    Sürekli kitaplar üzerine araştırmalar ve listeler yapan birisi olarak bu kitabı görmemiş ve duymamış olmak beni hem üzdü hem de şaşırttı. Çok uzun yıllar öncesini saymazsak, Balzac’a ilk başladığım kitap sayabilirim Modeste Mignon’u. Tam bir klasik. Her şeyi ile belli bir ağırlığı olan, okunması gereken bir eser. İlk sayfalarında biraz kafanız karışıyor; kim kimdi, ne söylemişti, bunu hangisi yapmıştı vs klasiklerin o ağırlığını ve ilerleme zorluğunu hissediyorsunuz biraz ama sabrederseniz bunun karşılığını alacağınızdan emin olabilirsiniz.

    Kısa bir şekilde bahsedersek; asıl adı Honore Balssa olan yazar daha sonra değiştirip Balzac yapmış ve ‘de’ ön takısını da eklemiş. Köy kökenli bir ailenin çocuğu. Hayatı boyunca edebiyata ilgi duymuş ve bunun için asıl alanı olan hukuğu bir kenara itmiştir. Aşırı dozda kahve içerek geceleri sabahlara kadar eserlerini yazmak için uğraşıyormuş. Zenginlik ve ün hayranlığıyla hayatını sürdürmüş ve aşk hayatına da bu hırsları üzerine yön vermiş. Hayatına giren tüm kadınlar kendisinden yaşça büyük ve zenginler. Maddi sıkıntılarını da genellikle bu sayede aşıyor.

    Eserin bir çok kısmından otobiyografik ögeler taşıdığını yazarı biraz tanıyorsak anlayabiliriz. Canalis ve Balzac’ın ün ve zenginliğe olan düşkünlüğü, Modeste’in ablası Bettina’nın yaşadıklarının çok benzerini yazarın kız kardeşinin de yaşamış olması, Modeste ile La Briere’nin mektuplaşarak aşık olması ile Balzac’ın son aşkı Eveline Hanska ile de 15 yıl boyunca mektuplaşması gibi. Eserin başında da Polonyalı bu kadına ithaf yazısı vardır.

    Güzeller güzeli, asaleti ve zekası ile herkesi büyüleyen Modeste.. Edebi yanı ağır basan, şairane ruhlu bir insanla birliktelik kurmak ister. Okuduğu kitabın şairine mektup yazarak hayranlığını belirtmeye karar verir. Peki bu yazar sizce Modeste’in umduğu gibi birisi midir? Yazdığı şiirlerde yansıttığı hisler gerçek karakteri midir? Bir çok kişiden hayranlık mektupları alan Canalis bu mektubu dikkate almaz ve sekreteri La Briere Modeste’ye cevap yazar. Yazdıkları ile mest olur karakterimiz. Tabii olunmayacak gibi de değil. La Briere’nin mektuplarındaki içten ve güzel sözler benim bile kalbimi kazanmadı değil. Bir oyun gibi başlayan hikaye aşka dönüşürse ne olur dersiniz? Neler olmuyor ki.. Düellolar, atışmalar, egoların çarpışması, kibir, gurur… Bir pembe diziye dönüşüyor biraz ama daha farklı ve biraz daha asil bir şekilde. Tam da bu kısımlarda işte hikaye sizi kendisine iyice çekiyor. Ama yalan üzerine kurulan bir ilişki tabii bir takım sıkıntılara yol açıyor. Peki kim bu aşk savaşının galibi? İşte bu tatlı, bol çekişmeli, kimi zaman kibrin kimi zaman gerçek aşkın masum dünyasının, dostluğun, güvenin vb bir çok duygunun güzel çıkarımlar ve diyaloglar halinde yansımasını okuyacaksınız. Saflığın egoların beslenmesiyle nasıl kurnazlık ve ukalalığa dönüştüğüne, aşkın hem tatlı hem acı taraflarına tanık olacaksınız.

    Yer yer Fransa ile ilgili yergiler, döneminin özellikleri, siyaset üzerine atıflar, Napoleon ile ilgili bir takım sözlere de rastlayacaksanız. Yani bu kitapta ne ararsanız var! Modeste’in kitaplara olan düşkünlüğü üzerinden eserlerle ilgili bilgiler, karakterlerin konuşmalarından mitolojik bir çok ögeler de bilgilerinize yenilerini ekliyor. Balzac’ın büyük gözlem yeteneği, empatisiyle kadınlar üzerine yaptığı değerlendirmeler de onun ustalığını gözler önüne seriyor. Ne desek az belki de. Sanırım boşuna ‘romanın Shakespeare’i ’ olarak anılmamış.
    Okunmalı, okutmalı bu eseri. Yaşatmalı.
    Teşekkürler Balzac.
  • Aslan , oduncunun kızına aşık olmuş. Düşünmüş taşınmış nihayet gitmiş oduncunun yanına ,
    "Boyleyken böyle, "demiş , " ben senin kızına aşık oldum , Allah in izni ile evlenmek istiyorum ."
    Oduncu bakmış aslan ciddi. Ama olacak şey mi ; aslana kız verilir mi ? Aslan bu, pencesiyle , yelesiyle, kukremesiyle, heybetiyle, sağı solu belli olmaz , Sakat is, bir kurnazlik düşünmüş ;
    "Aslan evladim" demiş Oduncu , senin gibi damadı Kom istemez? Lakin bu işi müzakere edebilmemiz için , kızımin bazı istekleri vardır "
    Heveslenmis bizimki;
    "Her istediğini yaparım "diye cosmus.
    Aslanın Tufaya geldiğini gören Oduncu başlamış kriterlerini saymaya :
    "Önce .." demiş , "şu pencelerindeki tırnakları bir sokturelim; benim kızım pek narindir, çabuk İncinir. "
    Aptal aşık hemen gidip tırnaklarını söktürmus, canı o kadar yanmış ki yaş gelmiş gözlerinden. Fakat kızın güzel ellerini tutabilmek için katlanmış bu acıya ; pencellerini bir güzel duzelttirmis; ertesi hafta dikilmiş oduncunun kapisina;
    "Tamamdir başka ?"
    Oduncu ellerini ovusturup devam etmiş ;
    "Su sivri , keskin ve dev gibi dişlerini de çektirmen gerek, kızımı öperken koklarken canını yakmayasin sonra ."
    Aslan hemen gidip bu soyleneni de yaptirmis, ertesi hafta gene dikilmiş oduncunun kapisina :
    "Tamamdir başka ?"
    Fakat efendim , kurnaz oduncunun istekleri bitmek bilmiyor Muş :
    "Yelelerin " diyormus mesela, "seni çok korkunç gösteriyor , kesiversen onları ?" Aslan hevesle koşup denileni yapiyormus. öbür hafta Oduncu :
    "Kuyruğun " diyormus ," kızımın değerli eşyalarına çarpıp devirmesin evde ? Kisaltiversen?"
    Aslan hevesle koşup denileni yapıyormuş yine . Diğer hafta oduncu :
    "Çok iri yarisin. " diyormus " biraz rejim yapıp kilo versen , şöyle tig gibi olsan ?"
    Derken efendim, gel zaman git zaman , kurnaz oduncu, o heybetli, o kudretli Aslanı bir kuşa benzetmis. Sonunda işin kıvama geldiğini görünce de dissiz, tirnaksiz, pencesiz, zayıf , güçsüz aslana bir güzel sopa çekmiş ve ormandan kovmus.
    Kissadan hisse. Sembolleri çözelim :
    Aslan :biziz
    Oduncu : avrupa birliği
    Oduncunun kizi: gelisme , ilerleme , çağdaşlaşma, demokrasi, teknoloji falan...
  • Galiba zekâ ile kurnazlık ters orantılı. Biri azalırsa öbürü artıyor.
  • Galiba zekâ ile kurnazlık ters orantılı. Biri azalırsa öbürü artıyor.