Bir insanın başka bir insanı eleştirmesi ne kolaydı değil mi? Suçlaması, yargılaması... Bazen bazı şeyler hiç kendi başımıza gelmeyecek gibi hareket ediyor, öyle konuşuyorduk. Oysa hata insanlar için değil miydi? Bir anlık gaflet, bir anlık hata bizi aslında hiç olmayacağımız yerlere sürüklemiyor muydu?
Kimse bilmez kimsenin içinde ne savaşlar yaşadığını, kendisiyle mücadele ederken kalbinin ne kadar yorulduğunu. İnsan ancak kınamayı biliyor, kınadığını yaşamadan ölmeyeceğini de biliyor ancak işine gelmiyor.
Bir şeyi yermemiz ve kınamamız zaaflarımızı da ele veren bir ifşa olabilir. Yani o şeyi ne kadar önemsediğimizi, o şeye nasıl meftun olduğumuzu da dile getiriyor olabiliriz
Kınamanın saplantıya dönüşmesi ise daha vahim bir eşik. Çünkü kınamanın şiddeti arttıkça, o şey bizde daha da kökleşir. Bir şeyi kınamayı sürekli hale getirmek, o şeyle derinden ve güçlü biçimde meşguliyetimizin bir ifşası, demektir. O şeyi lafta, dil düzeyinde yerdikçe, kendimizi adeta o şeyle hesaplaşıyor gibi hissederiz. Ama bu sahici bir hesaplaşma değildir. Belki tersinden bu yerme, o şeyi bizde bir yandan pekiştirirken, öte yandan da bizim o şeyle sahiden, ruhsal olarak hesaplaşmamıza mani olmaktadır.