Bu seferki harekete millet kendi damgasını ister istemez vuracak... Hem de öylesine kuvvetle vuracak ki, bu isteklere göz yummak kimsenin haddi olmayacak... Zaten ters bir gayret işi ancak yavaşlatır, fakat ortadan kaldırmaz. Fransa’da Napolyon cumhuriyete karşı kahpelik ettide, Fransız inkılabı ne kaybetti? Milletin tarihinde saniye hükmünde olmayan birkaç on sene... İşte hepsi bu kadar...
Gittikçe daha iyi anlaşılıyordu ki, Anadolu’da yapılan iş, yalnız vatanı düşmandan kurtarmak boğuşması değildi. Bunun bir başka anlamı, bir başka amacı olmalıydı. Eğer harekete bu başka anlam verilmez, boğuşma bir başka amaca yöneltilmezse, savaşı kazanmanın bile, hiç değeri kalmayacak, orada bugün ölenler, yarın ölecekler, tıpkı bunlardan önce yıllar yılı, bazı yenmiş, bazı yenilmiş olarak can verenler gibi kaynayıp gideceklerdi. Pisi pisine... Bedavaya... Kirli bir hizmetin adi bahşişi gibi...
"Yarı karanlıkta yıkık bir minare görüntüsünün öyle bir hüznü var ki, akşamın ve gurbetin bütün hüznü onda yoğunlaşmış gibi...
( Alaşehir Harabelerinde, 30 Eylül, Falih Rıfkı Atay)