Evlendiklerinde ilk pazarlıkları şu olur: "Dayımın kızı, eşkıyalığı ile nam salmış kişilerle oturup kalktım, nice ağa, mir ve zenginlerin muamelelerini gördüm, çok değerli şeyh efendilerin eşlerine muamelesini öğrendim, nice hocalardan dersler aldım... Bana söyle, hangi zümrenin muamelesi ile sana muamele etmemi istersin?" Cevabı müthiştir:
"Bana Allah'ın şeriatı ile muamele et. Ben de sana öyle mukabele edeyim."
Ömür boyu birlikte vakit geçirirler. Fakirliğin en zorunu yaşarlar, son zamanları bollukta geçer, aralarındaki bu anlaşmadan hiçbir zaman vazgeçmezler.
Memleketten ayrılırken akrabalarının neredeyse hepsi memlekette kalmasını istemiş, o kocasının yanını tercih etmiştir. Dillerini dahi anlamakta zorlandıkları memlekete gelmişler, üç yavruları ile yarı aç yarı tok yalnız başına evden çıkmaksızın hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktalar...
Üç gündür eve ekmek girmemiştir. Eşine, hayat arkadaşına:
-"İstersen yorganımızı satalım, memleketimize dönelim, sen benim yüzümden perişan oldun." deyince, Hadice Anne şöyle cevap verir:
-"Hoca Efendi, ben senin için anamı, babamı, tüm sevdiklerimi çiğneyip gurbet ellerine geldim, burada aç kalıp ölürüm ama memlekete bir daha dönmem..."
Çocuklarının ilk mürebbiyesi, anneleri olmakla kalmamış, geldikleri şu gurbet diyarında komşuları dâhil onu tanıyan herkesin sevgili mürebbiyesi ve saygıyla karşıladıkları 'Hoca Anneleri' olmuştur... Yaşlılık ve hastalık galebe çalıncaya kadar gelen misafirlerin, evde kalan talebelerin yemeklerini, hizmetlerini kendisi yapar, hizmetçi kabul etmezdi.
Fakirlik zamanı çocuklarının elbiselerini kendi elleriyle diker, nakış yapar... Sadece kızlarının değil, onu tanıyan genç kızların da çeyizine katkıda bulunur... Hâsılı on parmağında on marifet, çalışkan ve cömert annedir o...
Kolay kolay evinden