İKİNCİ PERDE: 1968 İsyânı ve Neoliberal Dönüşümün Temelleri.
1968 kuşağının isyânı, tam da bu sıkıcı, rutinleşmiş ve ruhsuzlaşmış düzene karşı bir çığlıktır; onlar sadece siyâsî bir değişimi değil, hayatın kendisine dâir kaybedilen heyecanı arıyorlardı. Gençler, babalarının "rutinleşmiş, ruhsuzlaşmış ve garantiye alınmış" hayatlarını reddediyorlardı. Wilhelm Reich ve İnsan Potansiyeli Hareketi gibi akımlar, dürtülerin kötü olmadığını, asıl kötülüğün onları bastıran toplumda olduğunu savundu. Slogan "Kendin Ol" idi. Sol siyaset, devleti yıkamayınca, bireyin içindeki zincirleri kırmaya yöneldi.
Ancak sistem, bu isyanı bastırmak yerine onu dönüştürerek kendi lehine kullanmayı başardı ve ekonomik paradigma da makas değiştirdi. Sermaye, 68 kuşağının "bireyci isyânını" kendi lehine çevirmeyi başardı ve "özgürlük arzusunu" metalaştırdı. Şirketler, karşılarında artık tek tip giyinen "konformist kitle" yerine, kendini ifâde etmek isteyen, "farklı" olmak için can atan yeni bir tüketici profili buldu. Sermaye strateji değiştirdi: Artık insanların fizikî ihtiyaçlarına (barınma, ısınma, beslenme) değil, "hayat tarzlarına", "kimliklerine" ve "arzularına" ürün satmaya başladı. Kot pantolondan teknolojiye her ürün, bir "kendini ifâde etme" aracına dönüştü. "Sisteme karşıyım" demek bile, belirli ürünleri tüketerek yapılan bir eylem hâline geldi. İnsanlar sistemden özgürleştiklerini, tabuları yıktıklarını sanırken; aslında arzularının, hazlarının ve markaların kölesi haline gelerek sisteme daha önce hiç olmadığı kadar sıkı bağlandılar.
__1970’lere gelindiğinde, artan maliyetler ve düşen kâr oranları, sermayenin "vergi alan ve düzenleyen" devletten kaçmasına neden olmuştu. Sermaye, artık onu besleyen ulus-devlet kabuğuna sığmamaya başlamıştı. 1971’de Nixon’ın doların