“Sevincini parlak bir hançerle boğazlayıp haz alanlarla iç içe oturur okur. Sevgili okur, sevgisiz okur, dalgın okur… böyle böyle okunmuş olur yazılanlar. Benim ne diyeceğimi merak etmiyorsun, aslolan senin ne anladığındır bu kâğıt festivalinden! Yerde olması gerekeni omuzlarda taşıyan, omuzlarda olması gerekeni yerlerde tartaklayan senin tuhaf yazgın değil mi? Çıkmamış kitaplar için kuyruğa giren, kasaptaki ete soğan doğrayan senin iştahın değil mi?”
“Sen şiirin ve yazının yığılarak ilerlediği ve durduğu yerde bekledin. Her şey hazırlanınca sofraya gelen sonradan görmeler gibi vaktini kendi tümsek aynana eğilmeye harcadın. O yüzden seni tanımıyorum.”