Çünkü bir romanın İki tür okuyucusu olurdu: Zeus gibi olanlar ve Yahova ya benzeyenler. Evet, gerçekten de, 'ilah romancılar'gibi 'ilah okuyucular' da olurdu. Kadim Yunanlar ın ilahları antropomorfik idi. yani kendilerine benzer,yiyip içip sefa sürer, zina yapar ve bazen de acı çekerdi.Fakat insanları kendi suretinden yaratan bir Yahova ya göre, insanlar teomorfik idi. İlahlar insana benzeyince iş kolaydı, insanlar 'bu da bizden' deyip hayatlarına devam ederlerdi; ama insan İlaha benzedi mi, yükleneceği mesuliyet ziyade olurdu. Zaten insanın eti ne budu ne idi; kaldı ki bir İlaha benzesin! Ama bazıları bundan memnun gibiydiler. işte Zeus'a benzeyen okuyucu roman okuduğu sırada eğlenip güler, bazen ağlar, kısaca hayattan zevk alırken, Yahova ya benzeyen okuyucu böyle yapmazdı! Onun için kitapçı dükkanına gideceği gün, adeta Mahşer günü idi, tövbe estağfurullah ! Bu okuyucu Yahova nin bizzat kendisi olarak kitapçıya gittiğinde, onun teomorfik yahut egomorfik kulları olması gereken romancılar, önünde el pence divan durmuş vaziyette bekler olurlardı. Işte bu Yahova benzeri mutaassıp okuyucu da onların amel defterleri olan romanlarını bir inceler ve ardından yine onlara, beğenirse sağ ve beğenmezse sol yanlarından geri verirdi. işin kısası 'Ben Ben im' diyen Yahova gibi bu soyut silik okuyucuda 'Benim ' der ancak Tanrısallik şöyle dursun, ' kendisi olmaktan başka ' pek bir özelliği de bulunmazdı. Bu nedenle kendi kulları addettiği romancıları, bizzat kendi muhteşem suretine ne kadar benziyorsa işte o kadar sever ve takdir eder, benzemeyenlere ise nefret kusardı.Buna hakkı ve kudreti vardı ; çünkü bütün kainat aslında bu tür okuyucunun, yani ' deuculus' un çevresinde dönerdi.