Damat kısa boylu, yuvarlak yapılı, tombul. göbekli bir adamdı; baştan aşağı giyinip kuşanmıştı. Telaşla oradan oraya koşturarak emirler yağdırıyordu. Sonunda "Gelin geliyor!" sesleri yükseldi. Kalabalığın arasına sokulup baktım: Karşımda henüz yaşamının baharında, olağanüstü bir güzellik duruyordu. Ama bu güzel kız bembeyaz kesilmiş, kedere boğulmuştu. Dalgın dalgın bakıyordu; hatta gözleri az önce ağladığı icin kıpkırmızı kesilmiş gibime geldi. Yüz hatlarının antik heykelleri andıran keskinliği, güzelliğine bir ciddiyet, bir ağırbaşlılık katıyordu. Ama bu ciddiyet ve ağırbaslılığın altında, bu kederin altında, bir çocuğun küçük, masum yüzü seçiliyordu; yüzünde alabildiğine naif, oturmamış, genç bir ifade vardı ve sanki sessizce merhamet diliyordu.
Dediklerine göre daha yeni on altısına basmıştı. Dikkatlice baktığımda, damadın neredeyse beş yıldır ortalarda görmediğim Yuliyan Mastakoviç olduğunu fark ettim. Sonra geline baktım... Tanrım! Kendimi kiliseden zor attım.