Ve işte, çok ciddi Fransız kaynaklarından edindiğim bilgiler:
Öncelikle, bizde ne yaparlarsa yapsınlar, cahil kitleler tarafından daima hakarete uğratılan ve en kötü şeylerle itham edilen zavallı Türklerin yerine bir an kendimizi koyalım. Mütarekenin
imzalanmasının hemen akabinde, kendilerine bırakılan Kilikya bölgesine, son derecede sakin olan Kilikyaya, arkalarında topçunbataryaları ve tam bir işgal malzemesi taşıyan İngiliz ve Fransız
işgal kuvvetlerinin girişi -ki, bu da asla inkar edilemez bir olaydır, karşısındaki öfke dolu şaşkınlıklarını tasavvur edelim. Ve bu olay, **İzmir' in katliamcı ve kundakçı Yunan bir çetenin, her şeyi ateşe ve kana bulamak amacı taşıyan istilasıyla çakışmaktaydı. Dünyada hangi ülke kendisini son gücüyle müdafaa etmeden
buna tahammül edebilirdi?**
Bu da yetmezmiş gibi birliklerimizin önünde, kudurmuşçasına saldıran Fransız giysileri içindeki Ermeni çeteleri bulunuyordu. Peki, neden Fransız üniforması içindeydiler?
Bu gayri nizami kuşamların seçiminde bazı müttefiklerimizin Türklerin bize duyduğu sevgiyi nefrete dönüştürmek ve sevgili Fransa'mızın doğuda asırlarca uğraşarak kazandığı önceliği kapmak amacı taşıyan ve defalarca ortaya konulan aynı inatçı planların bir manevrasının rolü olduğunun görülmesi hak değil midir?
Ermeni lejyonları olarak isimlendirilen bu çetelerin köylere ellerinde silahlarıyla salındıklarında ve Türk halkının üzerinde vahşice hırslarını tatmin etmeye başladıklarında neler yaptıkları tahmin edilebilir.
Başlangıçtan itibaren, onların Adana ve Haçin gibi şehirlerde düzeni kurmalarıyla ve sözde görevlendirilmelerinden ve Fransız
üniformalarının ihsan ettiği dokunulmazlıktan aldıkları cesaretle en aşağılık içgüdülerine tam yol verdiler.
**Yağmalar, ırza tecavüzler, cinayetler, yıkımlar, Türk köylerinin yakılması
Japon ve Rus sineması, Batı karşısında kendi Doğulu geleneklerine radikal biçimde sahip çıkarak, bundan olağanüstü etkili ve özgün bir sanatsal anlatım tekniği kurmayı başarmıştır.
Öldüğümüz zaman bir başka yok olma süreci başlar yalnızca, parça parça yok olur, giderek salt gecenin karanlığında hep daha derine gömülürüz. Bizi sevenler de ölürler, görüntülerimizin yarı yarıya saklı kaldığı tüm insanların kafaları dağılıp gider ve yine toprak olur, bize ait ne varsa her yana dağılır ve ufalanır, artık kimsenin tanımadığı resimlerimiz silikleşir sonra adımız unutulur ve bizim kuşağımız da devrini tamamlayıp geçer...
Başımı almış giderken bir daha hiç bir şeye bakmıyorum artık, benliğimin derininde üzücü ve saltık, giderilmesi olanaksız, tatsız yalnızca sızlayan bir umutsuzluğun acısını çekiyorum.
“İnsan onun geçmişini , sizden önce başkalarına verilmiş her şeyi kıskanıyor. İçinde bulunulan zaman yetmiyor; bütün geçmiş de, bütün gelecek de buna katılsın isteniyor.”
Sayfa 125 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu